Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp


Dünyada hemen hemen uygulanan en eski tıp bilimlerinden birisidir. Günümüzden 5000 yıl öncesine dayanan bu tıp bilimi gün geçtikçe tüm dünyada da saygın yerini alarak ilerlemektedir.


AKUPUNKTURUN TARİHÇESİ

• Geleneksel Çin Tıbbı , yaklaşık 3000 yıllık bir süre içerisinde gelişmiştir. II. Shang Hanedanı dönemine ait arkeolojik kazılarda tıbbi konuların anlatıldığı taşlar ve akupunktur iğneleri bulunmuştur. Noktaların yerleşimini gösterenşemalar ilk olarak 317-581 yılları arasında çizilmiştir.

• Avrupa’da ise akupunktur ile ilgili ilk kitapların yazılması 1600’lü yıllara rastlar.

• 1972’de ABD Başkanı Richard Nixon beraberindeki büyük bir heyet ile Çin’e resmi bir ziyaret yapmıştır. Bu ziyaret programı içinde Çinli doktorlar Amerikalı heyete “akupunktur anestezisi altında yapılan cerrahi bir operasyon” izletmişlerdir.

• Bu olaydan sonra, akupunkturun Batı’da popülaritesi artmış; uygulanması ve incelenmesi bütün dünyada yaygınlık kazanmıştır.

 

AKUPUNKTUR NEDİR?

• Akupunktur kelimesi latince kökenli olup;

Acus: İğne                           Punctura: Batırma, delme, anlamına gelmektedir.


• Yani iğne batırma anlamındadır.

 

AKUPUNKTUR TEDAVİSİ NEDİR?

• Modern anlamda; vücut derisinde bulunan bazı özel alanlara (Akupunktur noktalarına ) akupunktur eğitimi almış bir akupunktur uzmanı tarafından, belirli bir süre iğne, lazer veya ultrason dalgaları uygulayıp uyarma işlemine denir.

• Doktorun hasta ile yaptığı görüşmede edindiği kanaat ve teşhise göre belirlediği bu noktalar uygun olan iğne tipi ile yine doktorun belirlediği süre ve sıklıkta iğnelenir.

• Çoğunlukla ağrı ve zayıflama tedavisinde kullanılan bu yöntem son yüzyılda özellikle kulak akupunkturunun  tanımlanması ve esaslarının belirlenmesi ile WHO ( Dünya Sağlık Örgütü) nün tedavi protokolleri içerisinde çok önemli bir yere oturmuştur.

• Bugün WHO tarafından 60 kadar hastalıkta Akupunktur birinci tedavi seçeneği olarak önerilmektedir.

• Akupunktur bu anlamda bir denge tedavisidir. Akupunktur’a göre hastalıklar enerji dengesi bozukluğundan ortaya  çıkar ve bu denge tekrar korunduğunda da hastalar iyileşirler.

• İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir ve bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır.

• İnsan vücudunda bin kadar uyarı noktası vardır ve bu noktalardan 650-700 tanesi kullanılır. Her hastalık için ayrı program ve ayrı noktalar bulunmaktadır. Önemli olan doğru bir teşhisle, hangi noktaya nasıl bir uyarı yapılacağıdır (lazer, iğne ya da hangi iğne); bu çok iyi bilinmelidir.

• İnsan vücudundaki belirli akupunktur noktalarına iğneler sayesinde yapılan uyarılarla organizmanın hemen her yerine ulaşabilecek haberler iletilmektedir.

• Bu iletişim, akupunktur noktasını oluşturan hücrelerden lokal hücresel uyarıların sinir terminallerine ve son olarak da beyne ulaşır.

• Beyin de bu uyaranı gerekli organlara ulaştırır ve ilgili organ ve uzuvlardaki enerji dengesi düzelir. Dolayısıyla hastalık da ortadan kalkmış olur.


AKUPUNKTUR’UN ÇEŞİTLERİ

 • Vücut Akupunkturu                                  • Kulak Akupunkturu

 • Kafa Akupunkturu                                    • El Akupunkturu 
 

VÜCUT AKUPUNKTURU

• Vücut Akupunkturun amacı, tüm organların düzenli çalışmasını sağlamak, metabolizmayı düzenlemek ve bedenin  elektriksel dengesini sağlamaktır. 

• Akupunkturda her organın kendine ait bir elektriksel kanalı olup, tedavi sırasında bu kanallar içindeki enerji akışı ve enerjinin birbirlerine sırasıyla olan aktarımları dengelenmeye çalışılır.

• Vücut akupunkturu esas etkiyi oluşturur. Bu etkinin bir süre daha devam etmesini sağlamak için de kulak akupunkturu uygulanır.

• Vücudun kendini sürekli yenileme ve dış etkenlere karşı dengede tutma kabiliyeti uyarılır.

• Vücutta bulunan 12 ana ve 2 ekstra meridyen aracılığı ile dolaşan Qi enerjisi akupunktur tedavisi ile dengelenir.

• Son 30 yıldır Batı Dünyasında popüler olmaya başlayan akupunktur tıp doktorlarının insanlara ilaçsız ve yan etkisiz bir tedavi sunma arayışlarına oldukça büyük bir ivme kazandırmıştır.

• Artık günümüzde A.B.D. başta olmak üzere bir çok gelişmiş ülkede akupunktur ve diğer tamamlayıcı tıbbi uygulamalar için daha çok araştırma ve fon ayrılıyor. Ülkemizde de gün geçtikçe daha çok yol alacak akupunktur tıp camiasında daha sık gündeme gelmeye başladı.
 

KULAK AKUPUNKTURU

Akupunkturda Kulağın Önemi

• Kulakta bedenin hemen hemen her uzvuyla ilgili bir akupunktur noktası bulmaktadır.

• Örneğin, insanın bağırsağı, kalbi, karaciğeri ile ilgili noktalar kulağında mevcuttur.

• Bu yüzden akupunktur tedavisinde vücutla beraber veya tek başına kulaktaki noktalar kullanılmaktadır. Öte yandan kulağın bu özelliği, hastalığın belirlenmesine, deteksiyona yardımcı olmaktadır.

• Kulak kepçesi şekil olarak baş aşağı duran bir cenini andırır. Böylece organ ve sistemleri kolayca yerleştirebiliriz, özel teknikler kullanarak hangi organda problem olduğunu anlayabilir ve o noktaya akupunktur iğneleri, laser veya elektrik uygulayarak ilgili organ veya sistemdeki rahatsızlığı ortadan kaldırabiliriz.

• Vücut akupunkturundan farklı olarak kulak noktaları yalnızca hastalık ve rahatsızlık durumlarında elektriksel olarak detekte edilebilir. Bazen doğru noktaya yapılan uygulama ile tek seans tedavi yeterli olabilir.
 

Akupunktur Tedavisinden Fayda Gören Hastalıklardan Örnekler:
 

ROMATİZMAL HASTALIKLAR

• Servikal artroz (boyun kireçlenmesi)   • Gonartroz (diz kireçlenmesi)

• Lumbar disk herniasyonu (bel fıtığı)    • Boyun fıtığı

• Siyatik                                                  • Romatoid artrit
 

NÖROLOJİK HASTALIKLAR

• Başağrısı ve migren                         •  Trigeminal nevralji

• Periferal nöropati                             •  Fasial paralizi (yüzfelci)
 

SOLUNUM YOLLARI HASTALIKLARI

• Ses kısıklığı                                    • Kronik bronşit

• Kuru öksürük                                  • Allerjik bronşit

• Allerjik rinit                                    • Bronşial astma (astım)

• Sinüzit
 

KULAK HASTALIKLARI

• Tinnutis (Kulak çınlaması)              

• Meniere sendromu     
                   

KALP-DAMAR SİSTEMİ 

• Hipertansiyon (Yüksek Tansiyon)
• Hipotansiyon
 

RUHSAL  HASTALIKLAR

• Nörozlar (korku, panikvs.)             • Sigara alışkanlığı

• İnsomnia (uykusuzluk)                  • Obesite (şişmanlık)

 

ÜROGENİTAL SİSTEM

• Nörojenik mesane                         • Menapoz hastalıkları

• Dismenore (sancılı adet)                • Oligomenore (adet azlığı)


GASTROİNTESTİNAL SİSTEM

• Peptik ulkus (Ülser)                     • Akut ve kronik gastrit

• Konstipasyon (kabızlık)               • Gastrik hiperasidite
 

AKUPUNKTUR KİMLERE UYGULANMAZ

1. Gebelik : Yanlış kullanım abortusa neden olabileceği için çok zorunlu olmadıkça yapılmamalıdır.

2. Acil durumlar ve acil cerrahiler: Bu gibi durumlarda yalnızca acil tıbbın gerekleri yerine getirilmelidir

3. Maligniteler : Malignite tedavisi amacıyla kesinlikle kullanılmamalıdır. Buna karşılık ağrı veya diğer semptomların giderilmesi amacıyla tamamlayıcı tedavi olarak kullanılabilir.

4. Kanamalı hastalıklar : Kanama ve pıhtılaşma bozukluğu olan hastalarda kullanımı sakıncalıdır .
 

AKUPUNKTUR ve ZAYIFLAMA

Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.

Akupunktur tek başına zayıflatmaz. Diyet ile birlikte uygulandığında iştah kapanır ve diyetten kaynaklanan, stres ve gerginliği gidererek, kişiye diyet yapabilme gücünü verir.
 

Vücutta ki akupunktur noktalarına yapılan uyarılar:

1- İştahı azaltır.

2- Metabolizmayı hızlandırır.

3- Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi sorunlar engellenir.

4- Hipoglisemi ataklarını azaltır.

5- Ödemi çözer.

6- Kabızlığı giderir.

7- Hormonal dengeyi sağlar.

8- Serotonin ve endorfin seviyelerini artırarak, mutluluk duygusu verir, stresi ve gerginliği giderir.
 

 Tüm bunlar, kişiye, diyet yapabilme gücünü ve iradesini kazandırır. 

Eğer kişi akupunkturla zayıflamış ise, sonra verdiği kiloları tekrar gerialmaması için, diyet bittikten sonra da, ayda 1 veya 2 kere bu seansları tekrarlamalıdır. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır.
 

AKUPUNKTUR ve AĞRI

Akupunktur şu etkileri ile ağrıyı dindirir:

• Ağrı kesici etki: Akupunktur beyinden endorfin denilen maddeyi salgılatır. Endorfin, bugün hiçbir ilacın etkisine ulaşamadığı bir ağrı kesici maddedir. Yani çok güçlüdür. Ve bunu insan vücudu üretmektedir. Dışardan aldığımız ağrı kesiciler bir süre sonra endorfin salgısını azaltmaktadır. Akupunktur bu doğal ağrı kesicinin salgılanmasını uyarır.
 

Böylece tüm ağrılarda azalma meydana gelir.

• Kas gevşetici etki: Akupunktur beyinden GABA(gama amino bütirik asit) salgılanmasını uyarır. GABA kuvvetli bir kas gevşeticidir. Kasların gevşemesi ağrıların azalmasına neden olur. Bel ve boyun fıtığında kas spazmı vardır. GABA sayesinde bu ortadan kalkar.

• Ödemi çözücü etki: Ağrıyı hissettiğimiz yerde mutlaka ödem dediğimiz, sıvı toplanması vardır. Ödemin kendisi  ağrıya neden olabildiği gibi, o bölgenin dolaşımını bozarak olayı artırabilir. Akupunktur beyinden streoid denilen maddenin salgılanmasını uyarır. Steroid dışarıdan hastaya verildiği zaman, birçok yan etkisi de olan bir maddedir. Ama vücut kendisi, ihtiyacı olanı salgıladığı zaman hiçbir yan etkisi yoktur. Streoid ödemi çözerek hastayı rahatlatır. Ağrı azalır.

• Psikolojik rahatlatıcı etki: Akupunkturun insanı sakinleştirici ve rahatlatıcı etkisi, beyinden salgılattığı serotonin ve endorfin gibi maddelere bağlıdır. Stres ve sıkıntı ortadan kalkar. Uykular düzenli bir hal alır. Halsizlik ve yorgunluk olmayacağından hasta kendini daha iyi hisseder.

• Tüm organlara ve dokulara kan gidişini düzenleyerek her hücrenin düzenli çalışmasını sağlar. Ayrıca hasara uğramış dokuların böylece beslenmesi ve tamir edilmesi kolaylaşmış olur. Kanla birlikte tüm dokulara oksijen taşınmasını da düzenleyerek görevlerini iyi yapmalarını sağlar.

• Vücut zindeleşir ve hareket kabiliyeti artar: Tüm bunları sağlayınca hasta kendini zinde ve dinç hissedecektir. Bu daha önce yapamadığı hareketleri yapabilmesini, işini devam ettirmesini sağlayacaktır. Hastanın yaşam kalitesi yükselmiş olacaktır. Ayrıca, vücudun genel dengesini de sağladığı için, ağrılara neden olan problemlerin daha kolay çözümlenmesini de sağlar. Hastanın dış faktörleri (aşırı yorgunluk, ağır kaldırma, yanlış duruş ve oturuş pozisyonları, vs.) mümkün olduğu kadar elimine etmesi , hafif egzersiz ve masajlar problemlerin çözülmesine yardımcı olacaktır.

Kabaca her biri 10 seanstan oluşan kürler halinde uygulanır Seanslar, atakların sıklığına bağlı olarak, haftada 3, 2 veya 1 kez uygulanır. Bazı hastalıklarda bir kür yeterli olabilirken ,bazen birkaç kür gerekebilir.Her kür sonunda, hastalığın şiddetine ve kronikliğine bağlı olarak 2-3 hafta veya 1 ay ara verilir.
 

AKUPUNKTUR ve MİGREN

Akupunktur bir çok ağrının tedavisinde olduğu gibi, migren ve diğer baş ağrılarının tedavisinde de oldukça başarılıdır.

Migren, bilindiği gibi, bir çok dış faktörlerin etkisiyle tetiklenen, genetik komponenti olan, büyük oranda damar tonusuyla ilgili bir hastalıktır. Akupunktur damar tonusunu düzenleyici etki gösterdiğinden, migren tedavisinde yan etki olmadan başarılı bir tedavi örneği oluşturmaktadır. Akupunktur tedavisi sonucunda migren ataklarının şiddeti  ve gelme sıklığı azalır, hastanın genel durumu ve direnci artar. İlaç kullanıyorsa ilaç dozları azalır, hatta tamamen kesilir. Hastanın dış faktörleri (kalabalık, ses, gürültü, ışık, bazı yiyeceklerden ve aşırı stresten uzak durma, hormonsal durum değişiklikleri, yorgunluk, uykusuzluk, - ki akupunktur ile bu problemler de ortadan kalkar) mümkün olduğu kadar elimine etmesiyle birlikte, migren ve diğer başağrıları, %40 tam iyileşme, %90-95 oranında da genel iyilik hali sağlanmış olur.

    

Ozon Tedavisi Nedir?
Ozon üç tane oksijen molekülünün bir araya gelmesi ile oluşan, O3 olarak bilinen bir gazdır. Atmosferin bizim yaşadığımız tabakalarında, dolayısıyla soluduğumuz havada oksijen molekülleri iki bileşikli yani O2 formunda bulunur. Soluduğumuz havada bulunmayan ama atmosferin üst tabakalarında kendiliğinden oluşan ozon (O3), jeneratör yardımı ile oksijenden (O2 )’den elde edilmektedir. Ozon kendisine özgü bir kokusu olan, alt atmosfer tabakalarında hızlıca O2 durumuna geri dönen bir gazdır. Ozon iyi bir antioksidandır, iyi bir yüzey dezenfektanıdır. Mantar ve virüsler ozon ile karşılaştığında canlılıklarını kaybetmektedirler. Tıbbi uygulamalarda kullanılan oksijen-ozon karışımı % 3-5 oranında Ozon içerir. Bu karışıma “medikal ozon” adı verilir.

Medikal ozon tedavisi ile doku ve hücrelerin oksijeni en iyi şekilde kullanması amaçlanır.

Su, yağ gibi maddelerin ozonlanması mümkündür. Kan da su gibi ozonlanabilir ve alyuvar olarak adlandırılan, görevleri oksijen taşımak olan kırmızı kan hücrelerimiz ozon ile temas ettiklerinde bu hücrelerimizde bir dizi değişiklikler meydana gelir.

Ozon ile karşılaşan;
•Alyuvarlar elastikiyet kazanır ve böylece kanın akışkanlığı artar.
•Alyuvarların oksijen taşıma kapasitesi artar.
•Alyuvarların oksijeni dokulara bırakma yeteneği artar.

*Hücre içi solunumu hızlandırarak hücre fonksiyonları için gerekli enerji olan atpnin üretimini arttırır.

*Cildin detoks yapıcı özelliğini arttırarak vücudumuzdaki kimyasal maddelerin temizlenmesinde yardımcı olur.

Ozon tedavisi; konusunda eğitimli doktor ve hemşire tarafından yapılmalıdır. Ozon uygulamaları klasik tıbbın yanı sıra tamamlayıcı tedavi olarak uygulanmaktadır. Tamamlayıcı tedavi yöntemleri hiçbir zaman tıbbi tedavi yerine geçmezler, ancak bunlara yardımcı olması için uygulanırlar. Hastalıklardan iyileşmede ana tedaviler esas ve belirleyicidir.

Ozon tedavisini birkaç uygulama metodu vardır; bunların hangisinin kaç defa hastaya uygulanacağını hasta ile konuştuktan sonra doktor belirler, bazen kombine tedaviler yapılabilmektedir. Yani aslında ozon tedavisi kişiye özel, doktor tarafından hazırlanan bir protokol ile uygulanır.

Medikal Ozonun Tedavi İçin Uygulandığı Hastalık ve Durumlar
-Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi,
-Damar dolaşım bozukluklarının giderilmesi,
-Romatizmal hastalıklar ve fibromiyaljinin kontrolü,
-Bel ve boyun fıtıklarında ağrının azaltılması,
-Diyabet ve diyabete bağlı komplikasyonların özellikle ayak yaralarının tedavisi,
-İnsülin direncinin azaltılması, metabolik sendrom ve yağlı karaciğerin tedavisi,
-Yara ve yanık tedavileri,
-Kolit olarak geniş anlamda ifade edebileceğimiz inflamatuar barsak hastalıklarının tedavisi,
-Kronik yorgunluk sendromu,
-Baş ağrıları, migren,
-Alerjiler
-Akut viral hepatitler ve herpes (uçuk) tedavisi
-Tekrarlayan vajinal mantar
-Kanserde destek tedavi,
-Ciltte yaşlanmanın geciktirilmesi,
-Sağlıklı yaşlanmanın sağlanması için uygulanabilir.

Ozon Tedavisinin Uygulanma Yöntemleri
1-Damardan alınan kanın ozonlanması ve kişiye verilmesi:  Kişiden uygun şartlarda alınan kanın kapalı devre bir sistem içinde ozon gazı ile karşılaştırılması ve kişiye geri verilmesi ozon tedavilerinde Majör tedavi denilen ana tedavi şeklini oluşturur. 

Majör otohemoterapi, en yaygın kullanılan bu metotla 50-200 ml kan alınarak, dozu belirlenmiş ozonla karıştırıldıktan sonra tekrar kişiye geri verilmesidir. Genellikle haftada 2 veya 3 defa en az 10 seans olacak şekilde protokol belirlenir ve uygulanır. Ana tedavi yöntemidir. Diğer ozon tedavileri ile desteklenebilir.

2-Adeleden ozonlanmış kanın verilmesi (Minör otohemoterapi) Kişiden alınan 2-5 cc kan, belirlenmiş dozda ozonla karıştırılarak kas içine enjekte edilmesidir.

3-Torbalama (Torba ve kupa ile ozon uygulanması): Bölgesel olarak tedavi edilecek alana ozon gazının uygulanması işlemidir. El ve ayaklar özel bir torba içine sokularak nemlendirilir ve cildin ozonu emmesi sağlanır.

4-Vücut boşluklarına ozon gazı verilmesi: Rektal, vajinal ve kulak yoluna püskürtme ile ozon verilmesidir. Makattan ozon gazının verilmesi, ülseratif kolit, Crohn hastalığı gibi iltihabi barsak hastalıkları adı verilen bir hastalık grubunda uygulanmaktadır. Hasta kendi kendine uygular, tek kullanımlık tüp ve torbalar kullanıldığı için hijyeniktir.

5-Eklem içine ozon gazı verilmesi: Ağrılı iltihabi eklem romatizması olan artrit ve tekrarlayan artroz gibi hastalıklarda uzman doktorlar tarafından çok yavaş olarak eklem içine ozon gazı verilir.

Ozon Tedavisinin Uygulanamayacağı İki Durum Vardır:
1. Hipertiroidism, yani tiroit bezinin çok çalıştığı durumlar

2. Favism, kanda G6PD adlı bir enzimin eksik olduğu ve hastaların bakla yiyememeleri ile kendisini gösteren bir hastalıklarının olması durumunda ozon uygulaması yapılamayacaktır.

   

Hacamat, bilimsel olarak “Islak Kupa Terapisi (CPC)” cildin en dış tabakasına yapılan minimal kesilerin belirli bir süre basınç altında vakumlanması işlemidir. 

Hacamat işlemi sonucunda vücudumuz biyokimyasal süreçleri tetikleyerek kas-sinir kavşaklarını ve sinir sisteminde bozucu alanları düzeltici etki göstermektedir. Ayrıca bağışıklık sistemine uyarı göndererek aktive eden ve ağrı reaksiyonlarını düzenleyen bozucu odakları düzeltici, tedavi edici hem de koruyucu etkileri sağlar.

Hacamat Endikasyonları
Hacamat sadece tedavi amaçlı yapılan bir uygulama değildir. İslamiyet’te sünnet bir işlem olarak kabul edilmesinden dolayı sağlıklı bireylere de uygulanır. Bilimsel olarak bakıldığında da hacamat immün(bağışıklık) sistemi güçlendirici etkisinden dolayı proflaktik bir halk sağlığı uygulaması olarak değerlendirilebilir. 
Hacamat kupa terapilerinin tüm endikasyonlarını içerir. Kuru kupa terapilerinin endike olduğu tüm durumlar endikasyonları içerisindedir.

Kas İskelet Sistemi Hastalıkları  
•    Sırt ve bel ağrıları
•    Servikal spondilozis ve disk herniasyonları
•    Fibrimiyalji ve fibrositis
•    Diz osteoartriti
•    Lomber disk prolapsusu (Cerrahi öncesi dönemde)
•    Nonspesifik bel ağrıları
•    Genel kas ağrıları
•    Omuz-sırt miyofasiyiti
•    Travmatik ağrılar

Kardiyo-Vasküler Sistem Hastalıkları
•    Ödem
•    Hipertansiyon
•    İskemik kalp hastalıkları
•    Kalp ritm bozuklukları
•    Romatizmal ateş-Romatizmal kalp hastalıkları
•    Derin ven trombozu gibi vasküler trombozlar

Hematolojik Hastalıklar
•    Talasemiler
•    Diyabetik komplikasyonlar
•    Orak hücreli anemi-hematolojik durumlar
•    Sideroblastik anemi
•    Hemosiderozis-Hemokromatozis
•    Hemoliz

Dermatolojik Hastalıklar
•    Akne vulgaris
•    Atopik dermatit
•    Kronik idiyopatik ürtiker

Metabolik Hastalıklar
•    Alkaptonuri
•    Amonyak(ve üre) siklus bozuklukları
•    Esansiyel Pentosuria
•    Fruktozemi
•    Galaktozemi
•    Gangliodidosis
•    Gaucher hastalığı
•    Glikojen depo hastalıkları
•    Hemosisteinemi
•    Mukoplaisakkaridozlar
•    Neiman Pick hastalığı
•    Fenilketonuri

Nöro-Psikiyatrik Hastalıklar
•    Karpal tünel sendromu
•    Erken dönem serebral infarktlar
•    Epilepsi
•    Migren ve diğer baş ağrıları
•    Stroke
•    Trigeminal nevralji, trigeminal nörit
•    Fasiyal paraliziler
•    Anksiyete bozuklukları

Kanserler
•    Solid tümörler
•    Lösemiler, lenffomalar ve multipl miyelom

Metabolik Bozukluklar
•    Gut ve gut artriti
•    Troid disfonksiyonları
•    Hormonal bozukluklar
•    Hiperlipidemi ve hiperkolestrolemi

Enfeksiyonlar
•    Selülitler
•    Diyabetik ayak
•    Herpes zoster gibi viral enfeksiyonlar
•    Viral hepatit B ve C

Solunum Sistemi Hastalıkları
•    Astım bronşiale
•    Kronik sinüzitler
•    Otitis media
•    Tonsilit

Otoimmün Hastalıklar
•    Ankolizan spondilit
•    Sistemik lupus eritematozus
•    Romatoid artrit
•    Grave’s ve Hashimoto hastalığı
•    Akantozis nigrigans
•    Addison hastalığı
•    Otoimmün anemi
•    Pernisiyöz anemi
•    Goodpasteur hastalığı
•    İnsülin bağımlı diyabet
•    Multiple skleroz
•    Skleroderma
•    Vitiligo
•    Sedef hastalığı

Gastrointestinal Hastalıklar
•    Gastrit
•    Mide ve bağırsak ülseri
•    Asabi mide hastalığı
•    İrritable bağırsak sendromu
•    Chron hastalığı
•    Ülseratif kolit

Travmalar
Ağır Metal İntoksikasyonlar
Yüksek Doz İlaç İntoksikasyonlar

Böbrek Hastalıkları
•    Akut ve kronik böbrek yetmezlikler
•    Nefrotik sendrom
•    Glomerulınefritler
Sigara İçenlerde

Üro-genital Sistem Hastalıkları
•    İdiyaopatik infertili
•    Adet düzensizlikleri
•    Tekrarlayan düşükler
•    Pre-post menepozal sendromlar
•    Benign prostat hiperplazisi
•    Cinsel disfonksiyonlar
•    Mesane disfonksiyonları
•    Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları

Yukarıda kaynağı verilen ve atıf sayısı oldukça fazla olan makaleden alınan bu sınıflamaya bakıldığında kanamalı bir işlem olan hacamatın anemi gibi bazı bazı endikasyonlarda paradoks bir tedavi yöntemi olduğu düşünülecektir.
Hacamatın tedavi edici mekanizmalarını bilmeden bu şekilde yorum yapmak gayet normaldir. Hacamatın etki mekanizmalarını açıkladıkça endikasyonlar çok daha iyi anlaşılacaktır.

Hacamat Kontrendikasyonlar
Hacamat kontrendikasyonları;
•    Kesin kontrendikasyonlar
•    Kısmi kontrendikasyonlar
Olmak üzere 2 madde halinde inceleyelim.

Kesin kontrendikasyonlar: Kesinlikle uygulanmaması gereken durumları ifade eder.
•    Hemofili gibi pıhtılaşma bozukluklarında
•    INR değerleri 2 ve üzerinde olan kişilerde 
•    HGBA1C değeri 6 ve üzerinde olan yara yeri iyileşmesi bozulmuş diyabet hastalarında
•    HGB değeri 10 ve altında olan anemik kişilerde
•    Ciltte skar doku oluşumu gözlenen kişilerde 
•    İleri evre solunum yetmezliği olan kişilerde
•    Bilinci kapalı, koopere ve oryanete olmayan kişilerde
•    Cerrahi operasyon öncesi 1 aylık süreçte
•    Cerrahi operasyon sonrası tam yara yeri iyileşmesi sağlanmadığı durumlarda
•    Gebelik ve emzirme dönemlerinde
•    1 yaş altı çocuklarda
•    Bayanların adet dönemlerinde

Kısmi  kontrendikasyonlar: Hacamat uygulamasının yapılıp yapılmaması gerektiği hekim muayenesi ile karar verilmesi gereken kişilerdir. Ancak söz konusu muayenede integratif bir bakış açısı sergilemek gerekir.
•    İleri derece anksiyete bozukluklarında
•    HGB değeri 12-10 arasında olan kişilerde 
•    Otoimmün hastalıkların akut atak dönemlerinde 
•    Tekrarlayan senkop atağı olan kişilerde
•    Kan şekeri 90 mg/dl altında olan hipotansif kişilerde
•    Kalp hızı 50/dakika’nın altında olan bradikardik kişilerde
•    Sistolik basıncı 160 mmHg üzerinde ya da 90 mmHg altında olan kişilerde
•    Vazovagal refleksi artmış kişilerde

Anotomik Kontrendikasyonlar
Anatomik kontrendikasyonlar konusu aslında “Hacamat Muayenesi” konusunun en önemli birimini oluşturmaktadır. Hacamat, tanımladığımız üzere cildin epidermis tabakası üzerinde uygulanan bir işlemdir. Fakat cildin tüm tabakaları ve cilt altı dokuları hacamat sırasında yüksek bir basınca maruz kalmaktadır. Bu durum anotomik kontrendikasyon oluşturan 3 durum karşımıza çıkarmaktadır.
•    Nabız palpe edilebilen cilt alanları
•    Cilt yüzeyinde doğrudan görülebilen patolojik lezyonlar
•    Cilt yüzeyinde palpe edilebilen patolejik lezyonlar

Bu 3 durumdan herhangi birini yada birden çoğunu içeren cilt alanına hacamat uygulaması yapılmaz. Hatta bu sahalar negatif basınç altında bırakılmaz.
Atardamarlar, vücutta genellikle derin yerleşimli damarlardır. Ancak bazı vücut bölgelerinde anatomik olarak cilde yakın seviyede uzanırlar ve bu alanlarda cilt üzerinden “nabız” adını verdiğimiz atardamar basıncını hissedebiliriz. Nabız traseleri hacamat uygulaması sırasında yüksek basınca maruz kalırsa özellikler yaşlı ve damar elastikiyeti bozulmuş kişilerde anevrizma adı verilen damar şekil bozukluklarına neden olabiliriz. Yada mevcut bir anevrizmanın kanamasına yada pıhtı oluşmasına sebebiyet verebiliriz.

      
 

Fitoterapi, bilimsel olarak tıbbi olduğu kabul edilen bitkiler ile gerçekleştirilen tedavi yöntemidir. Bir tıbbi bitkinin etken maddeyi en fazla içeren organının diğer organlardan ayırıp standardize edilmesiyle, gerek bitkisel ilaç gerekse çay hazırlaması için kullanılan kısmına drog denir. Kısaca buna bitkisel ilaç hammaddesi denir.

Tıbbi Bitkilerin ve Onlardan Elde Edilen Drogların Kalite Kriterleri
•    Hasat
•    Kurutma
•    Etkin Hammaddelerden Doğru Çözücü Alınması
•    Katıştırma
•    Saklama
•    En İyi Üretim Teknikleri
•    Aflatoksin Kontaminasyonu (toksit metabolitler) ve Ağır Metal İyonu Kontaminasyonu (yol kenarında yerleşirirlen veya yol kenarındaki bahçelerden toplanan bitkilerin, araç trafiğinden kaynaklanan ve egzozdan çıkan kurşundioksite ve kadmiyuma maruz kalmaları) 

Gıdalar beslenmek için tüketilirler. Bu anlamda metabolizmanın işlevselliği ve böylece hayati fonksiyonların çalışmasını sağlamak için bazı maddeler gerekmektedir. Bunlar proteinler, yağ ve karbonidratlar, vitaminler, esansiyel mineraller ve iz elementlerdir. Günümüzde posa da bu gereken maddelerden sayılmaktadır.

Son yıllarda zenginleştirilmiş gıdaların, gıda takviyelerinin, fonksiyonel/işlevsel gıdaların, sporcu gıdalarının, enerji içeceklerinin vb ürünlerin yer aldığı bir sektör oluşmuştur.

Besin takviyeleri, FDA tarafından şu şekilde tanımlanmaktadır: Bir ürünün besin takviyesi olarak kabul edilebilmesi için vitamin, mineral, bitki veya diğer botanik kaynaklı madde, aminoasit, beslenmede kullanılan bir besin maddesi ya da belirtilenlerden herhangi birinin metboliti, ekstresi veya kombinasyonu olmalıdır. Tropikal, nazal veya intravenöz yoldan alınırsa ilaç veya tıbbi cihaz kategorisinde kabul edilirler. Sıvı formdaki besin takviyeleri günlük sıvı ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılayacak dozda alınmamalıdır. Besin takviyeleri gıdalara benzer görünüm ve şekilde paketlenemez ve etiketlenemez. 

Fitoterapide Bilinmesi ve Dikkat Edilmesi Gerekenler
Fitoterapinin temelinde kriterlere bağlı olarak tıbbi olduğu bilimsel olarak kabul edilen bitkiler bulunmaktadır. Well-established use (İyi Bilinen Kullanıma Sahip) bitkisel tıbbi ürünler ve geleneksel olarak kullanılan bitkisel tıbbi ürünler olmak üzere 2 grup altında sınıflandırılmıştır. Belirtilen droglar iyi bilinen kullanıma sahip bitkisel tıbbi ürünler grubuna dahil olanlardır;

Hayıt meyvesi premenstrüel sendrom tedavisinde kullanılır. Hedef populasyon yetişkin kadınlardır. Çocuklarda ve ergenlerde kullanılmaz.
Kırmızıbiber meyvesi özellikle kas ağrılarında ve enflamasyonda kullanılır. Hedef populasyon yetişkinlerdir. Çocuklarda kullanılmaz.
Karayılan otu rizomu, mağacı meyvesi, berut ağacı kabuğu, duvar sarmaşığı yaprağı, atkestanesi tohumu, sarıkantaron otu, keten tohumu, tıbbi nane uçucu yağı, sinirliot tohumu, karnıyarık tohumu, amerikan tembel ağacı, ravent kökü, hint yağı, söğüt kabuğu, dalmaçya adaçayı yaprağı, sinameki yaprağı/meyvesi, ayıüzümü yaprağı, kediotu kökü, asma yaprağı, zencefil rizomu, EMA, anoson uçucu yağ, kimyon uçucu yağı, tomurcuk karanfil ucucu yağı, tarçın kabuk uçucu yağı, ökaliptus radiata uçucu yağı, ardıç uçucu yağı, tıbbi lavanta uçucu yağı, tıbbi papatya uçucu yağı, hint defnesi uçucu yağı, biberiye uçucu yağı, kekik uçucu yağı gibi birçok bitki özellikli kullanıma sahiptir.

Fitoterapide Zehirli Bitkiler ve Alerji Yapan Bitkiler
Zehirlenme ve toksit reaksiyonlardan sorumlu olan moleküller, bitkilerde çok farkli yollardan oluşur. Çoğu toksit bileşikler sekonder metabolitler veya bitkinin temel fonksiyon ürünleridir. Temelde bitkilerin savunma amaçlı olarak, özellikle hayvanlar tarafından yenmemek için bu bileşiklere sahip olmaya çalıştıkları düşünülmektedir. Bir çok bitki orta zehirli olup, çok miktarda tüketildiklerinde bazı semptomlara yol açabilirler. Zehirlilik durumu toksit bileşiğin kimyası veya bu bileşiğin kişideki etkisi gözönüne alınarak sınıflandırılabilir.

Ayrıca bitkilerin alerjen durumları, etkilerini özellikle deride kontakt dermatitler şeklinde ve güneş ışığının doğrudan yansıdığı dönemlerde göstermektedirler. Örneğin; ısırgan, yakıcı tüyler yaprakların yüzeyindedir ve kolaylıkla kırılır. İçermiş olduğu histamin deri ile temas ettiğinde ciltte kızarıklık ve kaşıntıya neden olur. 

Fitoterapide Tıbbi Çaylar ve Hazırlanma Şekilleri
Standardize tıbbi bitkilerle tedavi olarak tanımlayabileceğimiz Fitoterapide farklı yararlanım alanlarından biri de tıbbi bitkilerin çay formunda kullanılmasıdır. 

Aromaterapi
Aromaterapi, uçucu yağların içeriğindeki farklı etken madde gruplarının etkilerinden yararlanmak suretiyle ve özellikle, soğuk algınlığı, stresle başedebilme, uykuyu düzenleme, dermatolojik hastalıklarda, romatolojik hastalıklarda ve bağışıklık sistemini güçlendirici yönde uygulamaları olan, modern fitoterapinin bir bölümüdür. 

İnsan yaşamında “koku duygusu”nun çok büyük bir önemi vardır. Özellikle farkında olarak veya olmadan içgüdüsel olarak bazı kararların verilmesini sağlar. 

Fitoterapinin Etkisini Doğrudan Görebildiğimiz Mucizevi Alanlar;
•    Bağırsak Sağlığı
•    Mide Hastalıkları
•    Karaciğer, Safra ve Pankreas Hastalıkları
•    Solunum Sistemi Hastalıkları
•    Kulak Burun Boğaz Hastalıkları
•    Toksisite (çevre kirliliği ve toksinler)
•    İmmun Sistemi (bağışıklık sistemi) gibi bir çok bölüm bulunmaktadır.

    

EFT içsel çatışmaları ortadan kaldırmak için uygulanan bir yöntemdir. Bu yöntemde bilinçaltının varlığına saygı gösterilerek sonuç alınabilir.

Duygularımız döngüsel olarak tasarlanmıştır; hissedilmeli, ifade edilmeli, boşaltılmalı ve enerjisi tüketilmelidir. Duygusal vuruşlarla vücudumuzdaki enerji noktalarındaki tıkanmaların yolunu açılmasını sağlar.

EFT Uygulaması
1-Sorunu Tanımlama: Soyutu somuta indirgemektir.
2- Sorunu Derecelendirmek: EFT, diğer iyileşme tekniklerinden ayrılan en önemli özellik, sorunu rakamsal derecelendirmektedir. 
3- Setup cümlesi oluşturmak: (Olumlama) Setup ifadesi iki bölümden oluşur: Sorunu tarif eden bölüm ve bu sorunu tamamlayan standart olumlama bölümüdür.

Setup Uygulaması Bölgeleri 
a-Ağrılı bölge 
b-Karate vuruş bölgesi;
4-EFT vuruş noktalarını turlamak 
5-Tekrar Derecelendirmek
6-Gerekirse Sorunu Sıfırlayana Kadar Turlara Devam Etmek

EFT ile Sonuç Alınan Mucizevi İyileşme
•    Endişenin, sorunların karşısında ezilmişlik duygusu ve stresin giderilmesi
•    Değişime karşı olan direncin kırılması
•    Geçmişine tapping yapılması
•    Bedensel iyileşme
•    Fiziksel ağrılardan kurtulmak
•    Kilo verme ve yemek yemeyle ilgili korkunun, suçluluk ve utanç duygularını salıvermesi
•    Sevginin ve sağlıklı ilişkilerin yaratılması
•    Zenginleşin ve hayallerinizi gerçekleştirin
•    Fobilerin ve korkuların aşılması
•    Hayatta karşılaşılan güçlüklerin ortadan kaldırılması
•    İnsanlık için yeni bir vizyon
•    Sizin için yeni bir vizyon

 ​​​

Kupa terapisi (PC) kan akışını harekete geçirmek için kısmi bir vakum oluşturmak amacıyla ısıtılmış bir kapağın deriye uygulanmasıyla olur.

Kupa Terapisinin Etkili Olduğu Alanlar;
•    Solunum enfeksiyonları
•    Kan bozuklukları, anemi, hemofili
•    Artrit ve fibromiyalji kaynaklı eklem ağrıları
•    Migren ve tansiyon kaynaklı baş ağrıları
•    Kas ağrıları ve sertlikleri
•    Kısırlık ve jinekolojik rahatsızlıklar
•    Uçuk, egzama ve akne gibi cilt problemleri
•    Yüksek kan basıncı
•    Zihinsel bozukluklar, anksiyete ve depresyon
•    Besin alerjileri ve astım
•    Varikosel ve selülit

Hirudoterapi Nedir?
Hirudoterapi, hirudo türü sülüklerin insan cildi üzerinden kan emmesi davranışlarından yada dış  salgılarından hastalıkların tedavisi amacıyla faydalanılmasıdır. Hirudoterapi bir biyocerrahi girişim olarak da tanımlanabilir. Tarih boyunca sülük yaşayan göllerde kişiler şifa aramış ve sülükleri toplayarak tıbbi amaç için kullanmışlardır. Modern bilimin gelişmesiyle sülükleri incelenmiş ve hem emme davranışlarının hem de vücuda bıraktıkları salgının tedavi edici olduğu görülmüştür.

H.medicinalisve H.verbana ülkemizde çokça yetişen tıbbi sülük türleridir. Amerika kıtasında ve Avrupa'da farklı tür tıbbi sülükler kullanılabilmektedir. Tıbbi amaçlı kullanılan H.medicinalisve H. verbanatiirleri kan emme kapasitelerine göre 3 gruba ayrılırlar.

•  Küçük sülükler    : 5 ml'den az kan emebilen sülükler
•  Orta boy sülükler    : 5-15 ml kan emebilen sülükler
•  Büyük sülükler    : 15 ml den fazla kan emebilen sülükler

Yapılan araştırmalar sadece orta boy sülüklerin sistemik tıbbi etki için kullanılabileceğini göstermiştir. Çünkü sülüklerin salgı potansiyeli en çok bu dönemlerinde aktiftir. Küçük ve büyük sülükler ise lokal etki beklenen durumlarda, daha çok plastik-rekonstrtiktif cerrahi işlemlerinde kullanılırlar.
Tıbbi sülükler üzerine yapılan araştırmalar, hirudoterapinin 3 aşamada gerçekleştiğini göstermiştir.

•  Cilde yapışma ve ısırma aşaması
•  Kan emme aşaması
•  Cilt altına biyoaktif salgı bırakma ve cildi terk etme aşaması

Bu aşamalardan sistemik etki 3. aşamada oluşmakta ve biyoaktif salgılar cilt altına verilmektedir. Lokal etki ise daha çok 1.ve 2. aşamalarda oluşmaktadır. Eğer tedaviden sistemik etki bekleniyorsa terapi sonuna kadar beklenmeli ve tıbbi sülükler cildi fizyolojik mekanizmaları ile bırakmandırlar. Tam bu noktada okuyucularımızın net  anlaması  gereken 2  tedavi  kavramı ortaya çıkmaktadır ki, hirudoterapinin anlaşılması için bu kavramların açıklanması elzemdir.

•  Sistemik Tedavi Etkisi
•  Lokal Tedavi Etkisi

Hirudoterapiden nasıl bir etki istendiği hekim tarafından reçetesinde "lokal" yada sistemik olarak belirtilmelidir.  Bu kavram terapi seansının tam prosedürünü etkileyen bir kavramdır. Ülkemizde yine yan 14 bir uygulama şeklide akupunktur noktaları üzerinde uygulama yapılmasıdır. Sistemik yada lokal   etkinin   akupunktur ile   hiçbir bilimsel alakası literatieratürde gösterilmemiştir.

Sistemik Tedavi Etkisi: Modern tıbbın tedavi uygulama yöntemleri oral, intravenöz, subkütan,  intramusktiler, intraossöz, transdermal yollarla farmakolojik ajanları vücuda  vermektir.  Uygulama  ister oral ister intramuskuler olsun ilacın tüm dokulara dağılması beklenir ve etkinin görüleceği dokuya belirli konsantrasyonda oluşması istenir. Örnek verecek olursak akut sinüzit tanısı almış  bir hastaya hekim kemik dokuya geçme potansiyeli, yüksek antibiyotik olan klaritromisin'i oral olarak veriyor. Hasta klaritrosmisin tableti oral yoldan alınca bağırsaklardan molekül emiliyor ve frontal sinüs içerisine kan dolaşımı yoluyla ulaşıp buradaki enfeksiyon etkeni öldürüyor. Yada intramusktler reçete edilen bir antibiyotik gluteal kas içine zerk edilip ilgili bölgeye ulaşması amaçlanıyor. Aslında hastaya verilen ilaç tüm dolaşıma geçer ve dokularda geçirgenliğe göre bir konsantrasyona ulaşır. Bu ilacın sistemik bir etkisidir.

Hirudoterapide de Hirudo türü tıbbi sülüklerin terapinin 3. aşamasında salgıladıkları biyoaktif salgı  içeriğinin sistemik etkisi söz konusudur. Örneğin sinüziti olan bir hastaya tıbbi sülük uygulaması sonrası sistemik bir etki bekleriz. Konuyu uzun açıklamamızın nedeni ülkemizde hirudoterapi uygulamalarının ilginç bir şekilde patolojinin olduğu alana yapılmasıdır. 

Yani sinüziti olan birisinin alın bölgesine terapi uygulamanın hiçbir anlamı yoktur. Hatta hastada kozmetik kaygılar oluşur. Bu hastaya örneğin sağ yada sol bacak dış yanından terapi uygulasak hem biyoaktif salgıların dolaşıma geçişi açısından hem de biyoyararlanım açısından daha efektif bir tedavi uygulamış oluruz.

Bu açıklamalardan sonra "sistemik uygulama bölgeleri nerelerdir?" sorusu aklımıza geliyor. İnsülin bağımlı diyabet hastaları iyin vücutta sinir dokunun az olduğu (ağrı hissinin az olduğu), cilt altı yağ dokusunun fazla olması nedeniyle protein yapıdaki ilaç yapının vücuda homojen ve uzun sürede dağılabildiği alanlar tarif edilmiştir. Bu vücut bölgeleri "dönüşümlü insülin enjeksiyon alanları" olarak isimlendirilmiştir. Hirudoterapi içinde bu alanlar en  uygun  alanlardır.  Yani  sistemik  bir  etki  beklediğimizde  ve  seri uygulamalarda  dönüşümlü  olarak  bu  vücut  sahalarını kullanabiliriz. Hastaların bu belgelerde ağrıyı az hissetmeleri, kanamanın az olması ye kozmetik kaygılanmanın  olmaması da avantajdır.

Hirudoterapinin  sistemik  uygulama  mantığı  tamamen  tıbbi  sülüklerin biyoaktif salgılarının vücutta dolaşım vasıtasıyla dağılması esasına dayanır. Sistemik etki iyin en iyi seçim orta boy yani 5-15 ml kan emebilen tıbbi sülüklerin kullanılmasıdır. Hirudoterapi ile uğrasan kişinin bu konuyu yok iyi kavraması tedaviye yaklaşım açısından en önemli konudur.

Lokal Tedavi Etkisi: Rekontrtiktif cerrahide hirudoterapinin yaygın şekilde deri flaplarında kullanımı ile sülüklerin aktif kan emmesi 1/10 atm negatif basınç oluşturarak yaralardaki durgun kan akımı (venözkonjesyon) ve artmış venöz basınç düzelir, kapiller akımın artışı ile bu bölgeye daha taze oksijenize kan akımı sağlanır ve yara taze kanla gelen oksijen ve diğer besinlerle desteklenir.

Hirudoterapi kullanılarak salyadaki önemli biyokimyasal maddelerle venöz kanın  ve  kan  havuz  basıncının  azaltılması  ile  flapların  beslenmesi, korunması ve viyabilitesi  sağlanır(33). Transplante edilen dokularda, periferik kılcal kan damarlarının birleştirilmesinin zorluğu sebebiyle, kapiller sistemin gelişip tamamen sirkülasyon sağlanana kadar dokuya oksijenden zengin taze kan gelmesini sağlamak ve dokuda meydana gelen şişliği gidermek amacı ile sülükler kullanılmaktadır. Anastomozlaşmadan sonra venlerin arterlere göre çok daha yavaş iyileşmesi nedeniyle arteriyel kan akımının kurulması için hirudoterapiye başvurulmakta, kan akımının tekrar düzene sokulması ve venlerin iyileşip normal fonksiyonunu yapılması için bu işleme beş gün boyunca devam edilmektedir.

Hirudoterapi adından da anlaşılabileceği gibi bir seanslar halinde uygulanan bir tıbbi terapi şeklidir. Modem tıbbın içinde doğrudan tam koyucu ve tedaviye karar verici bir branş  değildir.  Tıbbin birçok uzmanlık dalı tarafından uygun endikasyonlarda önerilmekte ve hirudoterapistler tarafından  hekimin  tavsiye ettiği doz ve zaman aralığında  uygulama yapılmaktadır. Burada önemle vurgulamak istediğimiz konu "tanının ve endiklasyonun bir hekim tarafından kesinleştirilmiş olmasıdır".

Hirudoterapi uygulayıcısı "hirudoterapist" olarak adlandırılır ve kesinlikle hekimin hirudoterapi reçetesine göre hareket eder. İlerleyen bölümlerde hirudoterapi reçetesi hakkında   bilgi   verilecektir.   Terapi sırasındaki komplikasyonları ve diğer tıbbi gözlemlerini hekime rapor halinde sunar. Hirudoterapi öncesinde ya da sonrasında gelişebilecek komplikasyonlar ve bunlara karşı uygulanacak profilaksiyada tedavi tedbirleri kesinlikle hekim tarafından alınmalıdır.

Görüldüğü gibi hirudoterapi tıbbın birçok dalı ile koordineli çalışan uygulayıcı bir bilim dalıdır.

Hirudoterapinin Endikasyonları
Hirudoterapi uygulama alanı oldukça geniş bir tedavi şeklidir. Ancak her tedavide olduğu gibi endikasyon belirtmek gereklidir.

Vasküler Hastalıklar
•    İskemik kalp hastalıkları
•    Miyokarditler
•    Miyokardiyal enfeksiyonların öncesi ve sonrasında
•    Hipertansiyon
•    Migren
•    Alt ekstremite venöz yetmezlikleri
•    Tromboflebitler
•    Trofik ülserler
•    Lenf dolaşım bozuklukları
•    Neurovegetative dystonia
•    Atherosklerozis

Kas İskelet Sistemi Hastalıklar
•    Disk fıtıkları
•    Romatizmal hastalıklar
•    Osteoartritler
•    Artritler
•    Ankolizan spondilit
•    Travmatik hematomlar

Nörolojik Hastalıklar
•    Erken evre multipl skleroz
•    Hipertansif ensefelopati
•    Parkinson ve alzheimer
•    Fasiyal ve trigeminal nevraljiler
•    Çocuklarda serbral palsi
•    Praliziler

Jinekolojik Hastalıklar
•    İnflammation of the appendages 
•    Polikistik over sendromu 
•    İnfertiliteler
•    Fibroadenomlar 
•    Dismenore
•    Meme iltihapları
•    Menapoz semptomları
•    Vajen ve uterus enfeksiyonları 
•    Endometriozis
•    Kist ve polipler

Gastrointestinal Hastalıklar
•    Mide ve bağırsak iltihapları 
•    Kolesistit
•    Kronik pankreatit 
•    Kronik hepatit
•    Kolit
•    Mide bağırsak ülserleri
•    Hemoroidler

Ürolojik Hastalıklar
•    Renal hipertansiyon
•    Sistit
•    Prostat adenomu (adenokarsionu değil)
•    Kronik renal yetmezliğin semptomları 
•    Damarsal potens bozuklukları

Solunum Sistemi Hastalıkları
•    Astım
•    Kronik bronşit
•    Pulmoner anfizem
•    Kronik pulmoner tromboz

Otolaringoloji
•    İşitme sinirinin akut yada kronik iltihapları
•    Akut ve kronik otit
•    Sinüzit
•    Frontal sinüzit
•    Ethomoid inflamasyonları

Göz Hastalıkları
•    Okiiler vaskiiler hastalıklar
•    Glokom
•    Post travmatik hematomlar

Cilt Hastalıkları
•    Sedef hastalığı
•    Cilt alerjik reaksiyonları
•    Subkutanöz hematomlar

Dental Hastalıklar
•    Gingivit
•    Dental enfeksiyonlar
•    Oral kavite hematomlar
•    Tükürük bezi inflamasyonları

Plastik Cerrahi
•    Amputasyon - Replantasyon operasyonları sonrası
•    Greft ve flep operasyonları sonrası
•    Postoperatif hematomlar
•    Selülit
•    Tromboflebit
•    Periferik sinirlerin yeniden inervasyonu
•    Periferik sinir basıları
•    Multiple Skleroz erken evreleri

 




  • Hekimlerimiz