Ortopedi ve Travmatoloji


Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü, kas-iskelet sistemi hastalıklarının tanı ve tedavisinde, hastanemizde yer alan tüm bölümlerle dayanışma ve işbirliği içinde, teknolojinin geniş olanaklarından yararlanarak, hastalara en uygun tedaviyi bilimsel düzeyde planlamakta ve uygulamaktadır. Hastalar, tedavi planları ile ilgili olarak uzman doktorlarımız tarafından tüm ayrıntılarıyla bilgilendirilmektedir. Ortopedi ve Travmatoloji, son yıllarda teknoloji ve bilimsel ilerlemelerin ışığında belki de en hızlı ilerleyen, değişen hatta kapsamı genişleyen bir daldır.

Artroskopik diz cerrahisi işleminde doktor artroskopi ya da başka araçları kullanarak dizdeki hasarı tespit ve gerekli tedaviyi uygular.

Menisküs (fibrocartilage) kemiklerle diz eklemleri arasında bulunan lastiğe benzer bir parçadır. Artroskop, bir ucunda ışık olan ve dizin içinin görüntüsünü tv monitörüne gönderen ince bir borudur. Artroskop yaklaşık olarak bir kurşun kalemin çapı kadardır.

Ne Zaman Uygulanır?
Bu işlem, diz içi menisküs, bağ ve kıkırdak hasarının tespit ve tedavisinde kullanılmaktadır.

Nasıl Uygulanır?
Genel, bölgesel ya da lokal anestezi verilecektir. Genel anestezi , kaslarınızı gevşeterek sizi derin bir uykudaymışsınız gibi hissettirecektir. Lokal ve bölgesel anestezilerin her ikisi de vücudun bir kısmını uyuştururken uyanık kalırsınız. Anestezi türlerinin hepsi acı çekmenizi önlemek içindir.

İşlem Sonrasında Ne Olur?
Aynı gün evinize dönebilirsiniz. Bacağınızı yüksekte tutmanız gerekmektedir. En az 2-3 gün boyunca kendinizi yormayın. Doktorunuz izin verene kadar sizi zorlayacak aktivitelerden uzak durun.

Ameliyat sonrasında;
-Normal yürümeye başlamak doktor kontrolünde olacaktır.
-Bacağınızı kaldırarak bileğinizin dizinizden, dizinizin kalçalarınızdan yüksekte olmasını sağlayın.
-Belirtiler geçene kadar dizinizin üstüne günde 3-4 defa 20 ila 30 dakika süreyle buz koyun.
-Mümkün olan en kısa zamanda dizinizi bükmeye başlayın.
-Eğer kıkırdağınız tedavi edildiyse ama yontulmadıysa doktorunuz bacağınıza yük binmemesi için sizden koltuk değeneklerinizi daha uzun süre kullanmanızı isteyebilir.

Faydaları Nelerdir?
Artroskopi, açık diz ameliyatı yapmadan ya da büyük kesikler açmadan dizinizin tedavi edilmesini sağlar. Açık diz ameliyatından daha kısa sürede iyileşir.

Ne Zaman Doktora Başvurmalıyım?
-Eğer açılan deliklerde fazla akıntı varsa,
-Olağandışı bir ağrı varsa,
-Diziniz kilitlenerek sabit kalırsa,
-Ateşiniz yükselirse,
-Derin ven trombozu belirtileri oluşursa,
-Enfeksiyon belirtileri ortaya çıkarsa hemen doktorunuza başvurun.

Pek çok kişi çarpık bacaklardan, boy kısalığından, hatta topallamaktan ameliyatla kurtulabiliyor. Türkiye’de de uygulanan bu yöntemin adı; İlizarov. Bu teknikle ameliyat olan insanların hayatı değişiyor. Bacaklardaki uzunluk farkı; kısalık telafisi, uzun bacağın kısaltılması ve kısa bacağın uzatılması ile eşitlenebiliyor.

İlizarov Metodu Nedir?
Kemiklerin ince teller ve çemberlerle tespit edildiği menteşeler ve çubuklar (rodlar) yardımı ile kemik parçalarına kontrollü hareket verebilen bir sistemdir. Cerrahi girişimler doğumsal hastalıklar, kemik kayıpları ve travmalar (büyüme kıkırdağının erken kapanması gibi) sonrası gelişen kol ve bacak eşitsizliği olan çocuk ya da erişkin hastalara uygulanabilir. Bu işlemde kemikte düşük enerjili bir kırık oluşturulur ve tedrici olarak (1mm/gün) uzatılır. Kemiğin orijinal uzunluğunun % 80’i kadar uzatma elde edilebilir. Uygun vakalarda gelişen implant teknolojisine paralel olarak ilizarov tekniğine alternatif yeni tekniklerin ve teknolojinin kullanımı da gerçekleştirilmektedir.

İlizarov metodu nerelerde kullanılır?
Bacaklarda uzunluk eşitsizliği: Bacak kısalığı birçok nedene bağlı olarak gelişebilir. 3 alt başlık altında ele alınmalıdır:

-Doğuştan,
-Gelişimsel
-Kemik uçlarının kısalmasına neden olan kısalıklar

Uzunluk farkını eşitlemenin üç yolu vardır:
-Kısalık telafisi (ayakkabı altına ilave edilen yükseltmelerle)
-Uzun bacağın kısaltılması
-Kısa bacağın uzatılması

Doğuştan bacak kısalığı hastalarının büyük bölümü uzatma ve rekonstrüksiyon ile tedavi edilebilir. Birçok vakada hasta 4 yaşına ulaşmadan, sıklıkla 2 yaşından önce uzatma ve rekonstrüksiyon cerrahisi işlemlerine başlanması tercih edilir.

Gelişimsel bacak kısalığı vakaları bir veya iki uzatma operasyonu ile tedavi edilebilir. Travma sonrası bacak kısalığı (yanlış kaynama) durumlarının büyük bir bölümü yetişkinlerde görülür ve sadece bir uzatma operasyonu ile giderilir. Bu hastaların çoğu çivi üzerinden uzatma veya tam implante edilen çivi ile tedavi edilebilir.

İlizarov Metodu İle Cücelik Tedavisi
İlizarov Metodu İle Uzatma Hangi Aşamalarla Gerçekleşir?
Konsültasyon ve ilk değerlendirme: Tedavi için başvuran hastanın detaylı hikayesi ve önceden geçirilmiş cerrahi müdahalelere ait bilgileri alınır.

Ayrıntılı bir klinik muayeneyi takiben; uygun pozisyonlarda radyolojik ve bazen de laboratuvar tetkikleri yapılarak değerlendirilir. Eğer hastaya cerrahi tedavi yapılması kararı verilirse bu durum hasta ve yakınları ile paylaşılır. Uygulanacak cerrahi tedavinin ayrıntıları açıklanır.

Cerrahi tedavi: Genellikle zaman kazanmaya yönelik olarak ameliyat öncesi kullanılacak cihaz hastaya uygun bir şekilde hasta üzerinde hazırlanır. Cihaz ameliyatta teller ve çiviler yardımıyla kemiğe sabitlenir. Küçük cilt kesileri ile yapılır, bunda amaç kemik kesimi yapılırken çevre yumuşak dokulara minimal hasar vermektir.

Ameliyat sonrası tedavi ve rehabilitasyon: Kemiğin uzatılmasına genellikle 7-10 gün sonra başlanır. Hastaya ve patolojiye göre değişmekle birlikte genellikle günde 1 mm 4 eşit aralığa bölünerek, her 6 saatte bir 0.25 mm olarak uygulanır. Ancak bu süre içerisinde fizyoterapi uzmanları ekibi hastayı ayağa kaldırır, destekle yürümeyi ve gerekli kaslarına egzersizleri öğretir.

Burada amaç:
-Hastayı hemen ayağa kaldırarak yatağa bağlı kalmanın getirdiği sakıncalardan kurtulmak,
-Hastanın aktif tedaviye katılımını sağlamak,
-Eklem hareket açıklığını koruyabilmek,
-Kasları gergin tutmaktır.

Hastalar genellikle hastanede 3-7 gün kalırlar. Ancak karmaşık vakalarda daha uzun süre yatmaları gerekebilir. Bu süre zarfında belirli sürelerde tellerin ve çivilerin bakımı destek elemanlarınca yapılır ve hastaya evde kendisinin uygulaması için gerekli eğitim verilir.

Hasta taburcu edildikten sonra da fizik tedavi uygulanmalıdır. Doktorun verdiği hareketleri ya kendisi yapabilir ya da yardım alabilir. Ancak takip eden kontrollerde hareket kabiliyetinin yetersiz olduğu tespit edilen hastalarda profesyonel fizyoterapist desteği gerekebilir. Ameliyat sonrası hastaların mümkün olduğunca okul, iş gibi ortamlarında günlük aktivitelere katılması teşvik edilir.

Boy uzatma: Normalin alt sınırında boyu olan hastalar uzamaları tamamlanana kadar tedavi edilmez. Uzatma süresini kısaltmak için çivi üzerinden uzatma veya kendiliğinden uzayabilen çivi teknikleri tercih edilmektedir. Normalin alt sınırında boyu olan hastalarda genellikle amaç 5-7,5 cm uzama elde etmektir. Her 2,5 cm’lik uzatmanın 1 ay sürdüğü kabul edilebilir. Uzatma işlemine ameliyattan sonra bir hafta ya da 10 gün geçene kadar başlanmaz. Bu nedenle 5 ila 7,5 cm’lik bir uzatma 2 – 3 aylık sürede gerçekleşir. Çivi üzerinden uzatma tekniğinde uzatma bittikten sonra ikinci bir ameliyat daha yapılır ve çivi deliklerinden kilitleme yapılır.

Uzatma bitiminde yataktan sandalyeye veya tuvalete geçiş hariç vücuda yük bindirmeye izin verilmez. Bu, uzatma sürecinde 4 – 5 ay tekerlikli sandalye ile dolaşmak anlamına gelir. 5 – 7,5 cm uzatma için toplam tekerlekli sandalyede kalma süresi 4 – 5 ayı bulmaktadır. Özellikle ayak bileği hareketlerini ve ayak bileğinin itme gücünü geri kazanmak için fizik tedavi yapılır.

Bu birkaç ay daha fazladan süre gerektirir. Çivilerin çıkarılması kritik bir durum değildir. Kemik iyileştikten sonra bu işlem güvenle yapılabilir. Genellikle uzatma bittikten 1 sene sonrası tercih edilmektedir.

İlizarov Metodu Hangi Hastalıkların Tedavisinde Kullanılmaktadır?
-Kapalı ve açık kırıklarda
-Kaynamayan kırıklarda
-Kemik uzatma tedavisinde (boy uzatma, çocuk felci sekeli, travma sonrası, enfeksiyon sonrası büyüme kıkırdağının erken kapanmasına bağlı kısalıklar ve bacak boyu eşitsizliklerinde)
-Kol ve bacak eğriliklerinin düzeltilmesinde,
-Kemik kayıplarında (genellikle tümör, travma ya da enfeksiyon sonrası oluşur)
-Tedavi görmemiş gelişimsel kalça çıkığının tedavisinde
-Ayak hastalıklarında
-Kemik enfeksiyonlarında
-Eklem hareket kısıtlılıklarında
-Metabolik hastalıklarda
-Kemik yapısal bozukluklarında uygulanmaktadır.

İlizarov Sisteminin Avantajları Nedir?
-Kemik yapımını uyarır.
-Damarlanmayı artırır. Bu da kanlanmanın artmasını sağlar, dolayısıyla kemik kaynama hızı artar.
-Kanlanmanın artması aynı zamanda oluşabilecek veya mevcut olan iltihabın (osteomiyelit) iyileşmesini hızlandırır.
-Tedavinin herhangi bir aşamasında meydana gelebilecek veya daha önceden mevcut olan eğrilikler de anestezi gerektirmeden düzeltilebilir.
-Ameliyat sonrası (engel bir durumu yoksa) hasta hemen yük vererek yürüyebilir. -Dolayısıyla hastanın ekonomik ve sosyal hayatında ciddi bir aksamaya sebep olmaz.

Çocuklarda Düztabanlık
Çocuklardaki düztabanlığı genel olarak ikiye ayırmak mümkündür.
• Esnek Düztabanlık
• Sert Düztabanlık

Esnek düztabanlık toplumda yaygın olarak görülen (ortalama %15-20 civarı) ve yaşantının önemli bir bölümünde herhangi bir sorun oluşturmayan düztabanlık çeşididir. Bu düztabanlıkta ayak kavisi çocuk üzerine bastığında düzleşir fakat ayak üzerinde yük yokken veya başparmağı geriye doğru çektirmekle ayak kavisinin oluştuğunu görmek mümkündür. Bu düztabanlık çeşidi zaman içerisinde ayak kaslarının gelişmesiyle ve kemik yapısının belirginleşmesiyle 8-10 yaşlarına kadar düzelebilir.

Ayrıca esnek düztabanlık ayakta ağrı veya yara gibi problemler oluşturmayacağı için tedaviye ihtiyaç duyulmaz fakat yine de ailenin psikolojik olarak rahatlaması veya nadir durumlarda oluşan ağrıya fayda sağlaması için tabanlık kullanılabilir. Fakat tabanlık kullanarak düztabanlığın düzelmesini beklemek yanlış olur çünkü düztabanlık ve tabanlık arasındaki ilişkiyi göz bozukluğu ve gözlük arasındaki ilişkiye benzetmek mümkündür. Nasıl ki gözlük kullanarak göz bozukluğunu düzeltmek mümkün değilse, tabanlık kullanarak da düztabanlığı düzeltmek mümkün değildir.

Sert düztabanlık ise ayakta ciddi sorunlara ve ağrılara yol açabilecek bir problemdir. Bu düztabanlık çeşidinde üzerinde yük olsa da olmasa da ayak kavisinde düzleşme vardır. Yük dağılımındaki bozukluğa bağlı olarak ayak tabanında ağrı ve bası yaraları, nasırlar olabilir. Bu düztabanlık çeşidinin oblik talus, vertikal talus, tarsal koalisyon gibi farklı sebepleri olabilir. Sert düztabanlığı da tabanlıkla düzeltmek mümkün değildir. Şikayet oluşturması durumunda sebep olan duruma göre farklı cerrahi işlemleri uygulamak gerekebilir.

Çocuklarda İçe Basma
Çocuklarda içe basma sık görülen bir durumdur. Aslında buradaki sorun bir ayak problemi değil kalça veya kaval kemiği problemidir. Ayak sadece son bölüm olduğu için etkilenen organdır. Buradaki sorun kalça öne dönme açısındaki fazlalık veya kaval kemiğinin içe doğru dönüklüğündeki artıştır. Bu problem doğuştandır ve genellikle genetiktir. Çocukta çok nadir durumlar haricinde bir probleme yol açmaz fakat görüntüde rahatsızlık oluşturduğu için aileler tarafından çözüm yöntemleri araştırılır.

Çocukların büyük bölümü otururken kurbağa veya W şeklinde oturmayı tercih ederler. Bu nedenle ailelere ve çocuğa tavsiyemiz bu oturuş şeklini yapmamaları ve bağdaş kurmayı teşvik etmeleri yönündedir. İçe basma çocuğun ergenliğe yaklaşmasıyla genelde düzelir veya oldukça azalır. Ergenlik sonrasında bile devam eden ve çocuk koşarken ayaklarının birbirine dolaşarak düşmesine neden olan çok nadir durumlarda cerrahi düzeltme gerekebilir.

Çocuklarda Çarpık Bacak
Çocuklardaki çarpık bacak 0-2 yaşları arasında fizyolojiktir yani beklenen bir durumdur. 2-4 yaş arasında bacaklar dışa doğru açılmaya başlar ve yaklaşık 4 yaşından sonra normal görüntüsüne kavuşur. Bacaklardaki bu değişim normal olduğu için herhangi bir tedaviye de ihtiyaç duyulmaz. Fakat her çarpık bacak 0-2 yaş aralığında da olsa fizyolojik olmayabilir. Nadir bir hastalık olan Blount hastalığında, kaval kemiğinin üst ucundaki büyüme kıkırdağında normalden fazla eğim vardır ve ciddi bir durumdur. Tedavisinde ise dizlik kullanımı cerrahi düzeltme ameliyatları bulunmaktadır.

Topuk Ağrısı
Çocuklarda topuk ağrısı aktivitenin yoğun olduğu 9-12 yaş aralığında sıklıkla görülen bir sorundur. Özellikle zıplama gerektiren basketbol, voleybol gibi sporlarla ilgilenen çocuklarda olur. Buradaki sorun topuk arkasındaki büyüme kıkırdağının ergenlikten önce ana kemiğe tam olarak bağlanarak kemikleşmemesi sonucunda zayıf bölge olarak kalmasıdır. Bu bölgeye bağlanan aşil tendonunun zıplamalar sırasında buraya çok yük bindirmesi sonucunda zayıf bağlantı noktası aşırı yüklenmekte ve ağrıya sebep olabilmektedir.

Tedavisinde öncelikle sebep olan fiziksel aktivitenin bir süreliğine kesilmesi önemlidir. Zorlanmalar sırasında topuk bölgesinde ödem ve enflamasyon olacağı için buz tedavisi ve ödem giderici ilaçlar önemlidir. Akut ağrılı dönem geçtikten sonra tekrarının önlenmesi amacıyla aşil tendon germe egzersizlerinin yapılması gereklidir.

Çocuklarda Parmak Ucunda Yürüme
Çocuklarda parmak ucunda yürüme her zaman patolojik olarak kabul edilir ve bu nedenle tedavi edilmesi gereklidir. %90’ında altta yatan bir sebep yoktur fakat geriye kalanlarda merkezi sinir sistemi sorunları olabilir. Bu nedenle gerekli araştırmalar yapılmalıdır. Altta yatan bir sebebin olmadığı durumlarda 3 yaşına kadar aileye aşil tendonu germe egzersizleri yapması önerilir. Germe egzersizlerine rağmen devam eden durumda seri alçılama yapılır. İnatçı vakalarda ise basit bir operasyon olan aşil tendon gevşetme işlemi yapılır.

Çocuklarda Çarpık Ayak
Çocuklarda çarpık ayak(pev pes equino-varus) ciddi bir sorundur ve anne karnında gelişim sırasında oluşan bir problemdir. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar kolay ve etkilidir. Bu nedenle, tespit edilirse doğumdan hemen sonra tedaviye başlanılmalıdır.

Gecikmiş vakalarda veya alçı tedavisine rağmen düzelmeyen vakalarda 2-3 yaşına kadar gevşetme ameliyatlarının yapılması gerekir. Yaşın ilerlemesiyle yapılacak işlemler daha komplike hale gelir ve kemik ameliyatları ile düzeltme yapılması gerekebilir.

Serebral Palsili Çocuklarda Ayak ve Ayak Bileği Sorunları
Serebral palsili çocuklar da en sık görülen ayak sorunları ayakta içe dönüklük ve öne eğiklik deformiteleridir.

İçe dönüklük deformitesi esnek ve elle düzeltilebiliyorsa kas ve tendon transferleri yapılır. Fakat elle düzeltilemeyen sert deformite ise, kemik ameliyatlarıyla düzeltme yapılır.
Öne eğrilik deformitesi genellikle esnek tiptedir. Bu deformitenin düzeltilmesinde aşil tendonu uzatma ameliyatları veya aşil tendonunu gevşetme ameliyatları yapılabilir.

Her ne kadar osteoartrit yaşlandıkça daha sık görülse de yaşlanmanın kaçınılmaz bir parçası değil. Araştırmacılar, osteoartrit sebeplerini anlamaya çalışırken hastalığı veya ilerlemesini önlemeye ve yaşamınız üzerindeki etkisini azaltmaya yönelik öğütler verebiliyorlar.

65 yaşına gelenlerin yarısından fazlasının röntgenlerinde, eklem kemiklerinin uçlarını kaplayan kıkırdağın bozulmasıyla kemikli büyümenin gerçekleştiği bir hastalık olan osteoartrit görülür. Birçoğu için sonuç, eklemde sertlik ve ağrıdır.
Her ne kadar osteoartrit yaşlandıkça daha sık görülse de yaşlanmanın kaçınılmaz bir parçası değil. Araştırmacılar, osteoartrit sebeplerini anlamaya çalışırken hastalığı veya ilerlemesini önlemeye ve yaşamınız üzerindeki etkisini azaltmaya yönelik öğütler verebiliyorlar.

Osteoartriti veya ilerlemesini önlemek için bugün alabileceğiniz dört önlem:

1. Kilonuzu Kontrol Edin
Sağlıklı bir kilodaysanız bu kiloyu korumak, osteoartriti önlemek için yapabileceğiniz en önemli şey olabilir. Eğer aşırı kiloluysanız kilo vermek, osteoartrit karşısında en iyi önlem olabilir.

Obezite açıkça osteoartrite yakalanmanın bir risk faktörüdür. Aşırı kilolu olmak eklemleri, özellikle dizler, kalçalar ve ayak eklemleri gibi vücudun ağırlığını çekenleri zorlar, kıkırdağın aşınmasına neden olur.

Vücut ağırlığınızın en az yüzde 5’i kadar kilo vermek dizleriniz, kalçalarınız ve beliniz üzerindeki baskıyı azaltabilir. Bir osteoartrit çalışmasında araştırmacılar, 5 kilo veya iki vücut kitle endeksi (VKİ) noktası kadar kilo veren aşırı kilolu kadınların osteoartrit risklerini yüzde 50’den fazla azalttıklarını, karşılaştırılabilir bir kilo artışınınsa daha sonra diz osteoartritine yakalanma riskinde artan bir yükselişle ilişkili olduğunu öngörmüşlerdir.
Zaten osteoartritiniz varsa kilo vermek şikayetlerinizin iyileşmesine yardımcı olabilir.

2. Egzersiz
Araştırmalar, uyluğun ön kısmı boyunca uzanan kaslar güçsüzse artan, ağrılı bir diz osteoartriti riskiniz olduğunu gösteriyor. Neyse ki bu kasların, kuadrisepsin (dört başlı kaslar) gücünde görece küçük bir artış bile riski azaltabilir.

Kuadrisepsi güçlendirmek için statik/izometrik hareketler (eklem hareketi gerektirmeyen) ve duvar kayma egzersizleri tavsiye ediliyor. Bunları yapmak için sırtınız duvarda, ayaklarınız omuz genişliğinde açık olarak ayakta durun. Daha sonra ayaklarınızı öne doğru rahat edebildiğiniz kadar uzağa yerleştirerek duvara yaslanın. Dizlerinizi bükün, ellerinizi belinize koyun ve oturur pozisyona erişene kadar duvarla temasınızı koruyarak sırtınızla kayın. (Dizleriniz 90 dereceden fazla bükülmemelidir). Daha sonra yavaş yavaş asıl pozisyonunuza kayarak geri gelin. Bunu 8 ile 10 defa tekrarlayın.

Eğer egzersizden sonra ağrı korkusu sizi egzersiz yapmaktan alıkoyuyorsa ağrılı eklemlere sıcak ve soğuk uygulayabilir veya ağrı kesici alabilirsiniz, bunlar egzersiz yapmanızı ve aktif kalmanızı kolaylaştırabilir. En güvenli egzersizler eklemlere en az vücut ağırlığı yükleyenlerdir, mesela bisiklet sürmek, yüzmek ve su egzerisizi. Hafif ağırlıklar kaldırmak bir başka seçenektir ama zaten osteoartritiniz varsa önce doktorunuzla görüşün.

3. Yaralanmalardan Kaçının veya Bunları Tedavi Ettirin
Gençken geçirilen eklem yaralanması, yaşlılıkta aynı eklemi osteoartrite yatkınlaştırır. Yetişkin olarak bir eklemin yaralanması eklemi daha da büyük bir riske sokabilir. 1321 kişiyle yapılan uzun süreli bir çalışma, büyüme çağında veya erken yetişkinlikte bir dizleri yaralanmış olanların bu dizde osteoartrit geliştirme olasılıklarının yaralanma geçirmemiş olanlardan üç kat fazla olduğunu bulmuştur. Yetişkinken dizlerini yaralayanların osteoartrit riskiyse beş kat daha fazlaydı.
Egzersiz veya spor yaparken eklem yaralanmalarından sakınmak için öneriler:
• Yarım diz bükülmeleri yaparken dizi 90 dereceden fazla bükmekten kaçının.
• Dizlerin burkulmasını önlemek için gerinmeler sırasında ayakları mümkün olduğunca düz tutun.
• Zıplarken dizleriniz bükük olarak yere inin.
• Golf gibi daha az zorlayıcı olanlarda bile spordan önce ısınma egzersizleri yapın.
• Zorlayıcı sporlardan sonra gevşeyin.
• Şok emilimi ve stabilite sağlayan, ayağa düzgün bir şekilde oturan ayakkabılar giyin.
• Mümkün en yumuşak zeminde egzersiz yapın; asfaltta ve betonda koşmaktan kaçının.
Bir eklem yaralanması halinde derhal tıbbi tedavi görmeniz ve daha fazla hasarı önlemek için önlem almanız önemlidir, mesela yüksek vurmalı hareketleri yeniden düzenlemek veya eklemi sabitlemek için kuşak kullanmak gibi.

4. Doğru Beslenin
Her ne kadar osteoartriti önlediği gösterilmiş özel bir beslenme yoksa da belirli besinler hastalığın veya şiddetinin azalan riskiyle ilişkilendirilmiştir. Bunlar arasında aşağıdakiler vardır:

Omega-3 yağ asitleri. Bu sağlıklı yağlar eklem iltihaplanmasını azaltırken sağlıksız yağlar artırabilir. İyi omega-3 yağ asidi kaynakları arasında balık yağı ve belirli bitki/kabuklu yemiş yağları bulunur, örneğin ceviz, kanola, soya fasulyesi, keten tohumu ve zeytin.

C Vitamini. Bir çalışmada katılımcıların makul miktarda C vitamini alımının (günde 120-200 miligram) osteoartritin ilerleme riskini üç kat azalttığı bulundu. Yeşil biber, narenciye meyveleri ve suları, çilek, domates, brokoli, turp otu ve diğer yeşil yapraklılar, tatlı ve beyaz patates ve kantalop kavunu yiyerek beslenmenize daha çok C vitamini ekleyebilirsiniz.

D Vitamini. Yine aynı çalışma, kanlarında düşük D vitamini seviyesi olanların, vitamin seviyesi yüksek olanlara göre, diz osteoartritlerinde ilerleme olasılığının üç kat daha fazla olduğunu gösterdi. Vücudunuz ihtiyaç duyduğu D vitamininin çoğunu güneşe maruz kalarak sağlar. Somon, uskumru, ton balığı, sardalya ve ringa balığı gibi yağlı balıklar, D vitamini takviyeli süt ve tahıl gevrekleri ve yumurta yiyerek beslenmenizde D vitaminini artırabilirsiniz.

El – Parmak Yaralanmaları
El fonksiyonları; dokunma, tutma, yakalama, kendimizi ifade etme, savunma, saldırma, beslenme, duyguları ifade etme şeklinde sıralanabilir. Tüm bu karmaşık fonksiyonlar, elimizdeki damar, sinir, kas, tendon ve bağların uyumlu ve eksiksiz çalışması ile sağlanır.
Travmatik el yaralanmalarının büyük çoğunluğu ne yazık ki iş kazaları sonucu ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra ev ve trafik kazaları da travmatik el yaralanmalarına yol açabilir. Ne şekilde oluşursa oluşsun, yaralanmaların tedavisinde birinci amaç hastaların el fonksiyonlarını eksiksiz olarak geri kazanmalarını sağlamaktır.

El yaralanmaları kesici bir cisim ile oluşabileceği gibi ezilme ya da parçalanma şeklinde de meydana gelebilir. Elektrik, asit ya da sıcak yanığı da elde yaralanmaya neden olabilir. Çoğu yaralanmada bir çok travma şekli birlikte yer almaktadır. Yaralanma sonrası elde sadece bir ezilme ya da cilt kesisi oluşabileceği gibi, çeşitli kırıklar, damar, sinir ya da tendon kesileri, doku kayıpları ya da parmak kopması gibi uzuv kayıpları oluşabilir.

Tendon Yaralanmaları
Parmaklarımız tendon adı verilen kas uzantılarının çekme kabiliyetleri ile hareket eder. Tendonlarda oluşan yaralanmalar, kesi seviyesine göre parmaklarda ya da el bileğinde hareket kaybına yol açar. Temel olarak iki tür tendon bulunur. Fleksör tendonlar parmakların içe doğru bükülme hareketlerini sağlarlar ve elin iç yüzünde yer alırlar. Ekstansör tendonlar ise parmakların yukarı kalkmasını sağlarlar ve elin üst yüzünde yer alırlar.

Elimizde oluşan tendon yaralanmalarının mutlaka onarılması gerekir. Bu cerrahi müdahale, ideal olarak el cerrahları tarafından ameliyathane koşullarında yapılmalıdır. Onarım işlemi sonrası, vücut tarafından tendon yapısı tam olarak iyileştirilene kadar atel gibi bir dış tespit genellikle kullanılır. Bu süre zarfında uygulanacak fizyoterapi egzersizleri ile ameliyat sonrası görülebilecek en önemli sorunlardan biri olan yapışıklıklar önlenmeye çalışılmalıdır.

Damar Yaralanmaları
Tüm vücudumuzda olduğu gibi el ve parmaklarımızda da atardamarlar ve toplardamarlar olmak üzere iki temel damar yapısı bulunur. Atardamarlar, akciğerlerde temizlenmiş kanı dokulara götürürler. El yaralanmaları sonrası oluşan atardamar kesilerinin, çoğunlukla mikrocerrahi yöntemlerle onarılmaları gerekir. Onarımı yapılmayan yaralanmalar doku beslenmesinin bozulmasına ve doku ölümü ile uzuv kayıplarına neden olabilir. Mikrocerrahi, özel alet ve dikiş malzemeleri ile mikroskop altında yapılan cerrahi uygulamalarıdır. Her cerrah mikrocerrahi müdahalelerde bulunamaz. Özel olarak eğitim almış cerrahlar tarafından gerçekleştirilen bir girişimdir. Hastanemiz El Cerrahi kliniğinde, mikrocerrahi eğitimi almış el cerrahlarımız tarafından bu hizmet verilmektedir.

Sinir Yaralanmaları
El ve parmaklarımızın kompleks hareketlerinin ve duyusunun sağlanması sinir yapılarının sağlam olmasına bağlıdır. Yaralanmaya bağlı sinir kesileri, sinirin özelliklerine göre hareket ve/veya duyu kabiliyetinde kayba neden olur. Bu durum ciddi bir sakatlık nedenidir. Sinir kesilerin mutlaka cerrahi olarak onarılması gereklidir. Sinir onarılması özellikli bir işlemdir ve mikrocerrahi olarak gerçekleştirilir. Onarılan sinirlerin fonksiyonları hemen geri gelmez. Vücut tarafından sinirin yeniden yapılandırılması için belirli bir zaman gerekir.

El – Parmak Ampütasyonları
Özellikle iş kazaları nedeniyle el, parmak ve kolun değişik seviyelerden kopmaları ne yazık ki sıklıkla görülmektedir. En sık görülen parmak ucundan olan kopmalardır. Bu seviyeden olan yaralanmalarda kopan parça geriye takılabileceği gibi doku nakilleri ile de tedavi sağlanabilir. Daha ileri seviyelerden olan kopmalarda, parçanın geri takılması (replantasyon) öncelikli olarak düşünülmelidir. Kopan parçanın yerine takılabilmesinde; yaralanmanın şekli, yaralının başka hastalıklarının olup olmadığı, yaşı, yaralanma ile müdahale arasında geçen süre ve kopan parçanın saklanma koşulları önem arz eder. Ezilme veya çekilme ile oluşan kopmalarda yerine takılma şansı, kesilmeye bağlı olanlardan çok daha azdır.

Yaralanma sonrası ilk 6 saat içerisinde uygulanan replantasyonlarda başarı şansı daha yüksektir. Kopmuş olan parça izotonik solüsyonla yıkanır, ıslak gazlı bezle sarılır ve su geçirmez bir torbaya konulur. Bu torba buz üzerine yerleştirilerek replantasyon merkezine yollanır. Kas dokusu kansızlığa en az dayanabilen dokudur ve bu yüzden amputasyon seviyesi ne kadar üst seviyedeyse, replantasyon öncesinde geçmesine izin verilebilecek süre de o kadar kısa olmalıdır.

Kopan uzuvların yerine takılması mikrocerrahi yöntemler kullanılarak, mikroskop eşliğinde yapılmaktadır. Ameliyat süresince kopan uzvun kemik onarımı, kiriş onarımı, atar damar ve toplardamar onarımı, sinir onarımı ve son olarak da cilt onarımı ayrı ayrı yapılmaktadır. Ameliyattan sonra el ve önkol 4-6 hafta süre ile alçı atelde kalır. Uzvun duyu alma niteliği replantasyon sonrası hemen geriye dönmez. Sinir iyileşmesi, yaralanmanın tipine ve hastanın yaşına bağlı değişiklikler gösterir.

Tüm bayanlar gençliklerinde ayaklarının çok güzel olduğundan ve yaşları ilerledikçe ayak şekillerinin bozulduğundan şikayet eder dururlar. Aslında en çok şikayet edilen ve ayakları için doktora gitmelerindeki en büyük neden başparmaklarında oluşan kemik çıkıntısıdır.
Ortopedi doktorları tarafından sıklıkla karşılaşılan bu problem çoğu zaman hastaları kozmetik olarak rahatsız etmekte olsa da kişiye ağrı veriyorsa tedavi edilmesi gerekli bir hal almaktadır. Ayaklarımız yaşımız arttıkça şekil değiştirir. Özellikle ayak tarak kemiklerimizi bir arada tutan bağlar hamilelik sırasında hormonların etkisiyle veya yaşla beraber gevşer ve bu bölgenin daha da genişlemesine ve ayakta yayılmaya sebep olur. Bu oluşumda ailesel (genetik) özelliklerin de büyük etkisi vardır. Bir başka deyişle ailenizde halluks valgus varsa sizde de olma olasılığı ailesinde olmayan bir bireye göre daha yüksektir.

Eğer ayak başparmağımızda bir çıkıntı veya ağrı olmaya başladığını sezersek yapılması gereken rahat ayakkabı veya spor ayakkabıya geçmektir. Kişilere genelde önerilen parmak arası slikon makara kullanımı ağrıyı azaltmakta yararlıdır; yine önerilen diğer bir cihaz olan gece ateli’nin ise kullanması çok zordur ve hastalar tarafından genellikle terk edilmektedir. Yapılan çalışmalar adı geçen her iki yöntemin de halluks valgus oluşması veya ilerlemesini önlemede bir faydasının olmadığını göstermiştir.

Halluks Valgus’tan Korunma Yolları
Yanlış ayakkabı giyimi Halluks Valgus oluşumunda en önemli etkendir. Eğer ailesel yatkınlık yanlış ayakkabı giyimi ile birleşirse ayakta halluks valgus gelişimi kaçınılmaz bir hal alır. Bu nedenle ayaktaki şekil bozukluklarından korunmanın en iyi yolu ayak giyimimize dikkat etmektir. Ülkemizde özellikle 40 yaş altı bayanlar ayakkabı seçerken genellikle modaya ve ayakkabının şekline önem vermekte ve sert, sivri burunlu ve yüksek topuklu ayakkabıları tercih etmektedirler. 40 yaş üzerinde ise genelde geçmişte giyilen yanlış ayakkabılar sonucu ayak sorunları ortaya çıkmaya başladığı için ayakkabı seçiminde görünüşten ziyade rahatlık ön plana çıkmaktadır. Burada yapılması gereken ayak sağlığımız için kendi ayağımızı tanıyıp, ayak şeklimize göre ayakkabı seçimidir. Halluks Valgus oluşmasını istemiyorsak yuvarlak burunlu ve 2.5-3.5 cm topuklu ayakkabıların seçilmesi uygun olacaktır.

Unutulmaması gereken Halluks Valgus’un ayakta şekil bozukluğuna yol açan bir hastalık olduğu ve tıbbi tedavinin ancak kişiye ağrı verdiğinde veya ayakkabı giymesine engel olduğunda gerekli olduğudur.

“Topuklu ayakkabı ameliyata kadar götürebilir.”

Tedavi Seçenekleri
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Halluks Valgus sadece basit bir şekil bozukluğu değildir. Karmaşık sorunlar bütünüdür. Ancak yapılacak bir operasyonla düzeltilebilir. Cerrahi müdahale gerekliliği kişinin ayakkabı giyemeyecek kadar bozuk şekilli bir ayağa sahip olması veya şekil bozukluğu çok fazla olmasa bile ayak ağrısının dayanılmaz olması durumunda ortaya çıkar.

Halluks Valgus cerrahi tedavisi bir sanattır. Bu sanatı icra etmek için 150 civarında ameliyat tekniği ortaya konmuştur. Çoğu zaman bu tekniklerden birkaçının bir arada kullanılması ile başarılı sonuç alınabilmektedir. Genellikle tek başına başparmağa müdahale ile birlikte problemli olan 2. ve 3. parmağa da müdahale gerekmektedir.

İşyeri, ev, trafik kazaları ve tarımsal araçlardan kaynaklanan kazalar, tartışma veya terör sırasında silah kullanımı, deprem veya doğal afetler sırasında amputasyon yaşanabilir. İşyeri güvenliği ile kaza tedbirlerinin arttırılması, robot makineler, daha eğitimli işçi ve teknisyenlerin çalıştırılmasıyla işyeri kazalarının sayısı azalırken daha emniyetli araçlar, trafikte denetim, yol yapımındaki ileri teknoloji gibi önlemler ile de trafik kazalarının sayısı zamanla azalmaktadır.

Bunun yanında trafikte artan araç sayısı ve daha hızlı ulaşım, işyerlerinde ise daha ucuz ve daha seri üretim nedeniyle iş yoğunluğunun artması, artan günlük streslerden kaynaklanan yorgunluk, uykusuzluk ve dalgınlık gibi nedenlerle kazaların şiddet ve hasarın boyutunu büyümektedir. Sonuçta daha geniş ve daha hasarlınmış uzuv kopmaları nedeniyle giderek tedavisi daha güç sorunlarla karşılaşmaktayız.

Kazazedelerin tedavi uygulanan merkezlere daha sistemli ve erken ulaştırılması, ilk yardımda bilinçlenme, tıbbi malzemelerinin üretimi teknolojisindeki ilerlemeler ve cerrahi yöntemlerdeki yenilikler bu tür sorunların tedavisini daha da başarılı kılmaktadır.

Kaza anından itibaren dikkat edilmesi gereken işlemler aşağıdaki şekilde özetlenmektedir:
Kaza yerinde uygulanacaklar
• Kaza alanından, tezgah veya makineden emniyetli bir şekilde kazazedeyi uzaklaştırılıp sakin ve emniyetli bir yere yatırdıktan sonra ilk yardım uygulayınız.
• Kaza yerine en yakın sağlık birimine haber veriniz ve ulaştırılması için gerekli ambulans ve tıp elemanlarını çağırınız. Kazazedenin başından ayrılmayınız.
• Bulunan ampute parçanın temiz koşullarla alınıp steril serumla yıkandıktan sonra serum emdirilmiş steril gazlı bez ile sarılıp su geçirmez kuru bir torbaya koyunuz.
• Ampute güdük yarası mümkünse bolca steril serumla yıkanmalıdır. Ancak kanamayı arttırıyorsa bu işlemden vazgeçilebilir.
• Kan kaybı miktarını bir yere not ediniz.
• Yaranın üst tarafına lastik veya bez sarılarak uygulanan turnikeleme yöntemi en sık yapılan yanlışlardandır. Atardamarlarda kan akışı durdurulmadan toplardamarlarındaki kan akışını durduracağından bu işlem kanamayı arttırır. Ayrıca turnike genellikle bağlı bırakılarak unutulma riski taşır.
• Bol miktarda steril gaz bez ve bandaj ile yara sıkıca sarılmalı ve kol-bacak yüksekte tutulmalıdır. Yara yukarısından ana damarlara elle baskı yapmak da kanamayı azaltabilir. Kanama yine de kontrol altına alınamazsa üst tarafa takılan bir tansiyon aleti turnike gibi kullanılabilir ancak süresi 1,5 saati aşmamalıdır.
• Hastaya yeme ve içme yasaklanmalıdır. Hiç bir şekilde sigara içirttirilmemeli ve kazazedenin yanında sigara içilmemelidir.
• Hastanın ilk nakli sırasında damar yolunun açılması, tetanoz önlemleri ve antibiyotikler uygulanmalıdır.

İlk yardım merkezinde uygulanacaklar:
1. Yukarıda açıklanan konuların kontrolü ve eksikleri tamamlanır.
2. Şok ile mücadele, hastaya serum ve antibiyotiklerin uygulanması, sonda takılması vb.
3. Ampute güdüğün bol serum ile yıkanması ve tekrar baskılı kompreslerle sarılır.
4. Kanamanın durdurulması için damarların yakalanması, bağlanması ve koterizasyonu (dağlanması) gibi işlemler kesinlikle uygulanmamalıdır.
5. Hastanın tansiyonunu takip etmek kaydı ile ağrı kesici uygulanabilir ancak doğru olan kesin tedavi edilecek merkeze varıncaya dek ağrı kesicilerin verilmemesidir. (Hastanın dalgınlık durumunun kazadan mı verilen ilaçtan mı kaynaklandığı değerlendirilemeyecektir, bu da anestezisti güç durumda bırakabilir) Yara bölgesine herhangi bir lokal anestezik uygulanmamalıdır.
6. Kısmi amputasyonlarda (tam kopmamış kol/bacaktan tam ayrılmamış yaralanmalar) uzuv düzgünleştirilerek bir atel ile tesbit edilmelidir, yalnızca bu işlem uzvun dolaşımını düzeltebilir. Dolaşımı yine de düzelmemiş ve uzuv ısınmamışsa aynı yöntemlerle soğutma işlemi uygulanmalıdır, ancak dolaşım mevcut ise soğutma işlemi gerekmeyebilir.
7. Kopan parça serum ile yıkandıktan sonra, serum emdirilmiş steril gazlı bez veya kompres ile sarıldıktan sonra su geçirmez kuru bir torbaya atıldıktan sonra buzlu suya(suyun 4 derecede sabit kalmasını sağlar) konulur. Yolda eriyen buzlar yenileriyle takviye edilir. Ancak kopan parçanın doğrudan buza teması ile donmasına engel olunmalıdır. Kuru buz hiçbir şekilde kullanılmamalıdır.
Replantasyon uygulamaya hazır en yakın merkez ile görüşülür. Bir merkezle iletişim kazazedenin birçok merkezi dolanmak sureti ile zaman kaybını önleyeceği gibi, hastanenin ve mikrocerrahların hazırlanması için de fırsat vermektedir.

Omuz eklemi vücudumuzdaki en hareketli eklemlerden biridir. Bütün yönlerde 360 dereceye yakın hareket imkanı sağlayan bir eklem olması da yaralanmalara açık olmasına sebep olmaktadır. Bu nedenledir ki her insan hayatı boyunca omuz bölgesine bağlı yaralanmalarla karşı karşıya kalabilmektedir. Çoğu zaman cerrahi dışı tedaviler ile çözüme kavuşturulabilen bu sorunlar, hastaların gecikmiş başvuruları nedeniyle cerrahi tedaviyi zorunlu kılabilmektedir. Günümüzde kas yırtılmalarından, tekrarlayan omuz çıkıklarına kadar geniş bir sorun yelpazesinde uygulanan ve son derece önemli ve özellikli bir işlem olan omuz bölgesi cerrahisinde bugün çoğunlukla artroskopik yöntemler tercih edilmektedir.

Hastalar genellikle hangi şikayetlerle size başvuruyor?
Omuz bölgesinde ağrı, güçsüzlük ve hareket kısıtlılığı hastayı hekime getiren başlıca şikayetlerdir. Ağrının yayıldığı bölgeler hemen hemen aynı olduğu için omuz problemleri en çok boyun fıtıklarıyla karıştırılıyor. Ancak, boyun fıtıklarında sırtın arkasına doğru yayılan ağrılar daha belirginken, omuz yaralanmalarında kola, göğsün ön duvarına ve omuz üst arka kısmına yansıyan ağrılar daha fazla olmaktadır.

Peki hastalar için hekime başvuruda uygun zaman nedir?
Normalde zorlamaya bağlı standart omuz ağrıları 2-3 gün içerisinde ağrı kesiciler kullanarak ciddi oranda geçmektedir. Eğer bu ağrılar ortalama 3 günden sonra hala yeterli düzeyde azalmıyorsa omuzla ilgilenen bir ortopedi uzmanına danışılması gerekir.

Omuza bağlı sorunlarda hastaya nasıl yaklaşılır ve tedavi nasıldır?
Omuz bölgesi şikayetleriyle başvuran hastalara öncelikle detaylı bir sorgulama ve fizik muayene şarttır. Buradan edinilecek bilgiler ışığında ileri görüntüleme yöntemleri ile tanı konulmalıdır. Konulacak tanı ve hastalığın şiddeti tedaviyi yönlendirir. Sıkışma sendromu, kısmi kas yırtıkları ve tam kat yırtıklar, tekrarlayan omuz çıkıkları, SLAP lezyonları, omuz kireçlenmesi en sık karşılaşılan durumlardır. Hastalığın şiddetine göre öncelikle kolun ve omuzun askılar ile dinlendirilmesi, ağızdan ya da lokal uygulanacak ilaçlar, iğnelerle ya da PRP ile enjeksiyonlar ya da fizik tedavi yöntemleriyle hastalar tedavi edilmeye çalışılır. Hastaların birçoğu bu aşamalardan fayda görür ve cerrahiye gerek kalmaz. Bu, hekimin yaklaşımı kadar hastanın tedaviye uyumuna da bağlıdır. Bazı hekimler önce cerrahi sonrasında fizik tedavi yaklaşımını uygularken, bazı hekimler önce fizik tedavi sonra cerrahi uygulayabiliyor. Biz de önce fizik tedaviyle başlanıp sonra cerrahi yöntemlerin uygulanması taraftarıyız. Çünkü özellikle erken dönemde gelen hastaların yüzde 70’ e yakını cerrahiye gerek kalmadan tedavi edilebiliyor. Daha ileriki dönemde cerrahiye ihtiyaç duyulsa da erken dönemde hasta rahatlatılmış oluyor.

Omuza bağlı sorunlarda hangi durumlarda cerrahi yapılır?
Omuz bölgesinde en sık görülen sorunların başında kasın sıkışması ve daha sonra da yırtıklar gelir. Cerrahi yırtığın büyüklüğüne, yerine, konumuna göre değişir. Cerrahi mutlak önerdiğimiz hasta gruplarının başında tam kat yırtıkları gelirmektedir. Tekrarlayan omuz çıkıklarında da kapalı cerrahi yöntemler başarıyla uygulanabilmektedir. Özellikle genç sporcularda izlenen SLAP lezyonları nadir cerrahi gerektiren gruptur. Bununla birlikte erken dönemde cerrahi dışı tedavilerden fayda görmeyen hastalar da cerrahiye adaydır.

Artroskopik omuz cerrahisinin hastaya kazandırdıkları nelerdir?
Artroskopi, artroskop denilen bir kamera yardımı ile omuz bölgesi eklemine yaklaşık 1 cm’ lik birkaç delikten girilerek yapılan, son zamanların gözde cerrahi müdahale yöntemidir. Uzun vadede açık yöntemler ile kapalı yöntemler arasında çok ciddi farklar görülmese bile ameliyatın erken dönemlerinde artroskopik yöntemlerin çok daha başarılı olduğu artık biliniyor. Hastalar hastanede en fazla bir gün kalıyor, çok fazla ağrı kesici kullanmak zorunda kalmıyor. Geniş bir cerrahi kesi yerine birkaç küçük delikten girilerek yapılabildiği için öncelikle enfeksiyon riski yok denecek kadar düşük olmaktadır. Kanama riski çok daha azdır ve iyileşme süresi çok daha hızlıdır. Aynı zamanda hastanın ameliyat sonrasında normal günlük yaşantısına geçme süresi de çok daha hızlıdır. Dezavantajlar ise, modern bir cerrahi ekipmanın bulunması ve uygulayıcı hekimin bu konuda yeterli eğitimi almış olmasıdır.

Her yaş grubunda uygulanabilir mi?
Çok dar bir alanda çalışıldığı için hekim açısından zorlaştırıcı bazı vakalar vardır. Örneğin hastanın çocuk olması gibi. Buna rağmen çok küçük çocuklar dışında her yaş grubunda uygulanabilir. Ancak ameliyat edilmesi gereken ileriki yaş grubu hastalar için ise çok büyük avantaj sağlamaktadır.

Hasta ameliyat sonrasında omzunu istediği gibi kullanabiliyor mu?
Artroskopik yöntemlerde amaç hastanın dokusundaki hasarlanmanın onarımıdır. Yapılan cerrahi yönteme göre süre değişmekle beraber çok kısa sürelerde normal kullamıma ve günlük hayata dönüş mümkündür.

Artroskopik omuz cerrahisinin kullanıldığı hastalıklar
• Sıkışma durumları
• Döndürücü kas yırtıkları
• Tekrarlayan omuz çıkıkları
• SLAP yaralanmaları
• Donuk omuz

Acil servislere “spor yaralanmaları” başvurularının ilk sırasında “tendon-kas” yaralanmaları vardır ve tüm başvuruların yüzde 30’unu oluşturduğu kabul görmektedir. Ondan sonra kırıklar, cilt lezyonları-sıyrıklar, yanıklar gibi yaralanmalar başvuru sıklık sırasını oluştururlar. Bölgesel olarak ise birinci sırada ayak bilekleri, takiben parmaklar ve yüz yaralanmaları sıralanırlar. Ayak bilek yaralanmaları tüm yaralanmaların % 12 sini oluştururlar. Ayak bileği yaralanması sonrasında ayağa basılamıyor yük verilemiyorsa, şiddetli ağrı-şişlik, uyuşukluk, morarma varlığında, eklem bütünlüğü bozulmuş ve instabilite var ise Doktora başvurularak profesyonel yardım alınmalıdır.

İlk ve acil yardım tedavisinin ilk basamağı istirahat, buz uygulama, kompresif bandaj ve yaralı ekstremitenin yukarıya kaldırılmasıdır.

Tendon yaralanmaları da spor yaralanmalarında önemli bir başlık oluşturur, en sıklıkla aşil tendon sorunları gözlenir. Aşil tendonu diz arkasından topuk kemiği arkasına dek uzanan vücudun en kuvvetli tendonudur, tendinitislerden komplet yırtıklarına dek geniş bir yelpazede görüldüğü için konservatif tedavilerden cerrahi uygulamalara kadar değişik tedavi seçenekleri söz konusudur.

Kramplar, kas spazmları sportif aktivitelerde çok sıktır, bu kadar sık olmasına dek tam oluş nedeni bilinmemektedir, kasların zorlanmasına-yorulmasına, antrenman-kondisyon eksikliğine, dehidratasyona, elektrolit eksikliğine ya da ısınmamış adalelerin aşırı yüklenmesine bağlı gelişebildiği kabul görmektedir. Kramplar aniden gelişen çok ağrılı durumlar olmakla beraber oluştuğunda sakin olunmalı ve kendiliğinden gerileyeceği bilinmelidir, spazma uğrayan adalenin gerilmesi düzelmeyi hızlandırır.

Koşucularda ve amatör olarak koşma sporu yapanlarda en sıklıkla görülen yakınma “diz ağrısı” dır, çoğunlukla ağrının yanında ,şişlik, merdiven inip-çıkmada yakınmaların artması söz konusudur. Koşma vücut ağırlığının birkaç katı yüklenmelerle zorlanan diz kıkırdağında sorun oluşturmaktadır ve ortopedist tarafından değerlendirilmesi ve tedaviye gereksinim vardır.

“Runner’s knee yani koşucu dizi” olarak tanımlanan bu durumun önlenmesine yönelik olarak “spor ayakkabısının ve spor yapılan zeminin” seçimi önemlidir. Ayrıca diz çevresi kasların kuvvetlendirilmesi ve gerilme egzersizleri de yapılmalıdır. Koşuya başlamadan önce ısınılması ve kasların gerilmesi ve yine koşu sonrasında da “cool down yani yavaşlayarak sporun sonlandırılması” önemlidir. Antrenman mesafesi de giderek ve yavaş yavaş arttırılmalıdır, örneğin haftada bir % 10 civarında mesafe artırımı önerilebilir.
Koşucularda plantar fasiitis olarak bilinen ayak problemi de sıktır.

Yine, koşucularda, dansçılarda, zıplama sporcularında ve aerobik egzersizcilerinde bacakların ön yüzünde ağrılar oluşur ki, profesyonel tıbbi teşhis ve tedaviye gereksinim vardır. Shin splint olarak isimlendirilen bu durumda bazı vakalarda D-vitamini seviyesinde düşüklük gözlenmekle birlikte kesin oluş nedeni bilinmemektedir.

Golf ve halter sporcularında en sık “ bel sorunları” görülür, her ikisinde de sportif aktivite sırasında bel bölgesine aşırı yüklenmeler söz konusudur.

Tenisçi ve golfçü dirseği, koşucu dizi ve shin splint gibi sporcu problemlerinin “aşırı yüklenmelere” bağlı geliştiğine inanılmaktadır. Kronik bu problemlerin çözümü uzman desteği gerektirir.

Kayakçılarda en sık diz yaralanmaları, iç yan bağ ve çapraz bağ yaralanmaları görülürken , “snow board” yaralanmaları ise el-el bileğinde görülür.

En ciddi, ölümcül spor yaralanmaları ise “kafa travmaları”dır ve en sıklıkla bisiklet-motorsiklet sporu ile uğraşanların karşılaştığı gözlenmektedir. Uygun kask-başlık kullanımı ile bu ciddi yaralanmaların % 85’inin önlenebilmesi söz konusudur.

Sportif aktiviteler başlamadan önce “ısınma” olarak bilinen yapılacak olan spora benzer ama daha düşük aktiviteli uygulamalar ile “akciğer solunum kapasitesi” arttırılır, kaslar zorlu egzersizlere karşı hazırlanır, ısıları arttırılır ve ayrıca kan dolaşımı ayarlanır. Bu şekilde spor sakatlıklarını önlemeye çalışılmalıdır. Kasların gerilme egzersizleri egzersiz tamamlanması sonrasında yapılmalıdır, antrenman öncesi germe yapılmasının spor yaralanmalarını engellediğine dair bilimsel kanıt yoktur ancak germe egzersizleri önemlidir ya egzersiz-antrenman sonrası yapılmalı ya da antreman öncesi iyicene ısınılıp sonra germe yapılmalıdır.

Spor yaralanmaların korunmasında verilebilecek öneriler şunlardır;
-Aşırı aktivitelerden, tekrarlayıcı zorlanmalardan kaçınılmalıdır,
-Antrenman ya da aktivite öncesi “ısınma” periyoduna özen gösterilmelidir,
-Germe egzerszileri bu ısınma sonrası ve de antrenman sonrasında yapılmalıdır
-Ayakkabı seçimi ve ayakkabıların çok yıpranmadan yenilenmesi önemlidir
-Zemin seçimi önemlidir
-Dengeli beslenmek, düzenli dinlenmek, dehidrate olmamak, elektrolit dengesine dikkate etmek önemlidir
-Egzersiz seviyesi ve süresi antrene oldukça arttırılmalıdır.

Spor yaralanmalarının teşhis ve tedavisi ekip çalışmasını gerektirir, ekip içinde Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanlarının, Spor Hekimlerinin, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanlarının, Fizyoterapistlerin ve yaralanan organ ve dokuya yönelik diğer Uzmanların olması yerinde olur.

Ayak parmakları tırnaklarını, özellikle başparmak kenarlarını çok kısa keserseniz, tırnak batması için zemin hazırlamış olursunuz. Pek çok kimse ayak parmak tırnaklarını parmağın kıvrımlarına uygun keserler, fakat bu teknik tırnağın cilt içine ilerlemesi için zemin hazırlar, tırnak kenarları aşağı kıvrılır ve cilt içine batar, çok sıkı veya küçük ayakkabı giyerseniz de tırnak batması olabilir.

Bulgular: ilk kez tırnak battığında, sertlik, sislik ve hassasiyet olabilir, daha sonraları ise kızarık ve iltihaplı bir tablo ile karşılaşılabilir, özellikle ergenlik döneminde daha sık görülür ve çok ağrılı olabilir, herhangidir ayak parmağı tırnağı batabilir ancak başparmakta görülme sıklığı en fazladır. Tırnağın tek veya 2 kenarındaki deri tırnağın üzenine doğru büyüyebildiği gibi tırnağın kendisi cilt içine doğru da ilerleyebilir. Tırnağın kösesinde kızarıklık, ağrı ve sislik gelişebilir ve bunu yangı izleyebilir; bazen bu alandan az miktarda iltihaplı akıntı geldiği gözlenebilir.

Tırnak batması çeşitli nedenlerden olabilir; bazı olgularda tırnak doğuştan ayak parmağına göre çok büyüktür, en sik neden siki ayakkabılar ve uygunsuz tırnak kesimleri olabildiği gibi ayak başparmağına gelen zorlayıcı yaralanmalar da etken olabilmektedir.

Tedavi: Tanı konur konmaz tedavi başlatılmalıdır, iltihap başlamadan önce erken tanı olursa evde bakımla, basit yöntemlerle sonuç alınabilir.

• Günde 3-4 kere ayağa ilik su banyosu yaptırmalı
• Günün geri kalanında ayak kuru kalmalı
• Ayak parmağı için yeterli boşluğu olan ayakkabılar, ya da sandalet kullanılması
• Ağrı giderici ilaçlar kullanılabilir
• 2-3 günde iyileşme olmazsa doktorunuza başvurunuz
• Batan tırnağın kenarını hafifçe kaldırarak altına bir pamuk ya da diş ipi konabilir, bu uygulama her gün yenilenebilir :

Ameliyatlı tedavi: Ağrı, isilik, kızarıklık, akıntı varsa ayak parmağınız iltihaplanmış olabilir ve tedavisi bir doktor tarifinden gerçekleştirilmelidir; Antibiyotik almanız ve ayak parmağı tiryakinizin bir kısmi ya da tamamının çıkarılması gerekebilir. Alttaki tırnak yatağının bir kısmi, komsu yumuşak dokuların bir kısmi ve hatta tiryakinizin büyüme merkezinin bir kısmi alınabilir. Bu lokal anesteziyle yapılabilir. Yerine çıkacak tırnak ayni kalitede olmayabilir, tiryakinizin tekrar büyümesi 3-4 ayiniz alabilir.

Sorun doğumsal değilse… Tırnak batmasını önlemenin en iyi yolu, ayakları darbelerden korumak ve on bölümünde yeterli boşluğu olan çorap ve ayakkabılar giymektir. Tırnaklar köseleri yuvarlatılarak; temiz ve keskin bir tırnak makası ile kesilmelidir, tırnakları parmağınızın ucundan daha kısa kesmeyin, ayaklarınızı her zaman temiz ve kuru tutun.

 

 




  • Hekimlerimiz


    Ortopedi ve Travmatoloji



    Ortopedi ve Travmatoloji



    Ortopedi ve Travmatoloji



    Ortopedi ve Travmatoloji



    Ortopedi ve Travmatoloji



    Ortopedi ve Travmatoloji